Archive for category Aydınlık Gazetesi Yazıları

Yerli 3. Göz’le Açılım millileşir mi?

Önce PKK liderlerinden Cemil Bayık konuştu ve ABD’nin Açılım Süreci’ne 3. Göz olmasını istedi. Ardından AKP’li yetkililer bunun Oslo’da denendiğini ama başarılı olmadığını belirttiler.

Netice Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan ile HDP heyetinin yaptığı görüşmede 3. Göz’ün yerli olmasında mutabakata varıldı. Adı “İzleme Kurulu”, görevi “hakemlik” olan 3. Göz, 8′ini AKP’nin, 8′ini HDP’nin belirleyeceği 16 kişiden oluşuyor.

Bu mutabakatın ardından başta Başbakan Ahmet Davutoğlu olmak üzere AKP’li yetkililer sürecin yerli ve milli olduğunun propagandasını yapmaya başladılar. Öyle ki Açılım karşıtı kimi çevrelerde bile bu durum olumlu karşılandı. Açılım’ın artık milli bir raya girebilecğini düşünmeye başladılar.

Peki mümkün mü? Amerikalılar yerine yerli isimlerden bir İzleme Kurulu oluşturmak Açılım’ı millileştirir mi?

AÇILIM’IN HEDEFİ

İzleme Kurulu üyelerinin hangi ülkenin pasaportunu taşıdığı değil, Açılım’ın ana hedefinin ne olduğu milli olup olmadığını belirler!

Bu köşenin okurları bilir: Kategorik olarak Öcalan’la görüşülmesine karşı değiliz. Önemli olan hangi hedef için görüşüldüğüdür.

AKP’nin MİT Müsteşarı Hakan Fidan üzerinden Öcalan‘la görüşmesine, müzakere yürütmesine ve Açılım’ı sürdürmesine hedefi nedeniyle karşı çıktık, çıkıyoruz.

Nedir Açılım’ın hedefi? Lafta silah bıraktırmak! Ama geride kalan yıllar gösterdi ki bu gerçek değil, üstelik silah bırakmak şöyle dursun, PKK daha da güçlendi. Bundan sonrası mı? Yeni mutabakata göre PKK Türkiye’de silah kullanmayacak(!) ama Irak’ta ve Suriye’de kullanacak.

Dolayısıyla Açılım’ın asıl hedefi söylendiği gibi PKK’nin silah bırakması değildir. Peki nedir?

AKP’nin Açılım’dan beklentisi Türkiye’yi Kürtlerle büyütmektir! Yani içeride PKK ile dışarıda Barzani ile anlaşıp Kürtleri himaye ederek Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyine hakim olmaktır. (Bu son tahlilde Büyük Kürdistan ile küçültülmüş Türkiye ve bölgede savaşlar demektir!)

PKK’nin Açılım’dan beklentisi ise fırsattan yararlanmak, güç toplamak, siyasi meşruiyet kazanmak, özerklik ilan ederek kısmi otorite olmak.

Hem AKP’nin hem de PKK’nin beklentisi, ABD’nin ana stratejisiyle uyumludur. Açılım bu nedenle gerçekte bir ABD projesidir.

Geçerken belirtelim: IŞİD’in Musul’u işgaliyle başlayan süreçte ortaya çıkan kısmi ayrışmalar işte bu nedenden kaynaklanıyor. ABD, “Türkiye himayesinde Kürdistan” modelinden “mini Kürdistan” modeline geçti. Suriye konusundaki ayrışma da, Açılım’ın bir süre tıkanması da bu nedenleydi. Toplamda bu cephenin bütünü açısından bir güç erozyonu yaşandığı için şimdilerde bir orta yol bulunmaya çalışıyorlar.

AÇILIM’IN HEDEFİ MİLLİ DEVLETTİR

Açılım’ın taraflarının hedeflerine bakıldığında ortaya çıkan en önemli sonuç şudur: Açılım milli değildir ve ABD’nin bölge hesaplarıyla uyumludur!

Zaten sonuçları itibariyle de bu görülmektedir: Açılım boyunca PKK güçlendi, ülkenin bir bölümünde otorite oldu, bir ölçüde siyasi meşruiyet kazandı, hatta gelinen şu süreçte ABD’nin bölgedeki en önemli müttefiki haline geldi.

Ama sürecin karakterini anlamak bakımından en önemli sonuç, Türk ile Kürt’ün ayrışmasıdır! Çözüm değil çözülme dememiz bundandır.

Bu noktada şu soruları sormalıyız: AKP ile PKK’nin yürüttüğü Açılım’ın hedefinde bir değişiklik var mı? Süreç ayrışma yerine birleşme eğilimli mi? PKK silah bırakacak mı? PKK ABD’nin Büyük Kürdistan projesinin bir aktörü olmaktan çıkacak mı? AKP “Türkiye himayesinde Kürdistan” projesinden vaz geçiyor mu? Bunun bir sonucu olan komşulara düşmanlığı bırakıyor mu?

Tüm bu soruların yanıtları, Açılım’ın “yerli” 3. Göz’e rağmen millileşemeyeceğine işaret etmektedir.

Kaldı ki Açılım varlığı itibariyle milli olamaz çünkü Açılım’da asıl hedef milli devlettir!

Milli devlet, etnik milliyetleri devrimle bir millet yapmıştır. AKP ile PKK ise karşı-devrimle milleti ayrıştırıp etnik milliyetlere dönüştürmeye çalışmakta ve bu yolla milli devlet yerine Türk-Kürt federasyonu kurmaya çalışmaktadır.

Tarafların Dersimcilikte, Kemalizm karşıtlığında, Yeni Anayasa’da, Başkanlık Sistemi’nde uzlaşmaları işte bundandır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Kasım 2014

Yorum bırakın

8 maddelik AKP-PKK mutabakatı

Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan ile HDP heyetinin yaptığı görüşme, tıkanan Açılım’ı yeniden başlatma mutabakatıyla sonuçlandı.

Açılım’a “mecbur ve mahkum” olduğunu bilen her iki taraf da karşılıklı kazancı esas alan bir orta yol bulmuş oldu. İnceleyelim:

1) DİYALOGA DEVAM

Taraflar öncelikle diyaloga devam kararı aldılar. Diyalogun kesilmesinin hem AKP’ye hem de PKK’ye zarar verdiğini saptayan taraflar “gerekirse hergün görüşelim” iradesi beyan ettiler.

2) İZLEME KURULU

Taraflar 16 kişilik İzleme Kurulu’nun oluşturmasında mutabık kaldılar. 8 kişiyi AKP’nin, 8 kişiyi de PKK’nin belirleyeceği 16 kişilik İzleme Kurulu, hakem heyeti rolü görecek ve bir nevi 3. göz olacak.

AKP bu tavizi “PKK’nin ‘ABD 3. göz olsun’ kozunu elinden aldık” diyerek anlatmaya çalışıyor ve “milli sürece milli göz” diye propaganda ediyor.

3) HEYET GENİŞLEYECEK

3 HDP’liden oluşan İmralı heyeti, bugüne kadar önce Öcalan‘la, ardından da Kandil’e gidip PKK liderleriyle görüşüyordu.

Sırrı Süreyya Önder, İdris Baluken ve Pervin Buldan‘dan oluşan üç kişilik İmralı heyeti, AKP-PKK mutabaktıyla 5 kişiye çıkarılıyor. Heyete yeni katılacak isimlerin Hatip Dicle ve Ceylan Bağrıyanık olacağı belirtiliyor. (Selahattin Demirtaş ismi gündeme bile gelmiyor!)

4) KAMUDÜZENİNİ SAĞLAMA

Taraflar, kamu düzeninin sağlanması konusunda karşılıklı irade beyan ettiler!

Bu 6-8 Ekim’in tekrarlanmamasının bir yolu olarak görülse de pratikte PKK’ye ülkenin bir bölgesinde otorite rolü veriyor!

Çünkü kamu düzeni devletin birincil görevidir, paylaşılmaz! Paylaşıldığı anda devlet devlet olmaktan çıkar, devlete paralel devlet oluşur!

Nitekim PKK lideri Cemil Bayık 1 Kasım olaylarından sonra yaptığı bir açıklamada, bölgede kamu düzeninin sağlanması için AKP’nin kendilerinden yardım talep ettiğini söylemişti. İddiaya göre Diyarbakır Emniyet Müdürü Halis Böğürcü, DTK Eşbaşkanı Hatip Dicle‘yi arayarak Kobani eylemlerinin yapılacağı 1 Kasım’da olay çıkarılmaması ricasında bulunmuş, Dicle de bu talebi Kandil’e iletmişti!

5) SİLAH BIRAKMA

Mutabakata varılan bir diğer konu da Öcalan‘ın bahar aylarında silah bırakma çağrısı yapacağı. Ancak burada önemli bir ayrıntı var. PKK tümden silah bırakmayacak, silahları Türkiye’de bırakacak ama dışarıda daha da silahlanacak, silahları özellikle Suriye’de kullanacak.

Yani yaklaşık iki yıldır yapılan şey devam edecek. AKP, PKK’nin silah bırakmayacağı gerçeğini perdeleyerek kamuoyu tepkisini azaltacak.

6) EVE DÖNÜŞ

AKP’nin bu süreçte eve dönüş konusunda yasal düzenlemeler yapması için de mutabakata varıldı. Ancak ne tür yasalar çıkarılacağı, kimlerin yararlanacağı, genel af mı yoksa daha asgari bir düzenleme mi yapılacağı ilerleyen süreçteki temaslarda netleştirilecek.

7) ÖCALAN’A SEKRETERYA

Mutabakata varılan bir diğer konu da Öcalan‘a sekreterya oluşturulması. Mutabakata göre Öcalan‘a arkadaşlık yapması için daha önce İmralı’ya gönderilen 5 tutuklu adadan gönderilecek.

Yerlerine ise Öcalan‘ın istediği iki yeni tutuklu gelecek. Ayrıca tutuklu olmayan ve yine Öcalan’ın belirlediği iki kişi daha sekreterya ekibine dahil edilecek. Böylece Öcalan’ın ikisi tutuklu ikisi dışarıdan 4 kişilik çalışma ekibi olacak.

8) ÖCALAN’A EV HAPSİ

Mutabık kalınan bir diğer konu da Öcalan‘ın ev hapsine çıkarılması. Ancak kamuoyu buna hazır olmadığı için AKP öncelikle ev hapsinin İmralı içinde yapılmasını istiyor. Buna göre Öcalan ve sekreterya ekibi, yapımı bitmek üzere olan İmralı’daki eve taşınacak.

Sekreterya’nın tutuklu olmayan 2 üyesi de isterlerse bu evde Öcalan’la birlikte yatılı kalabilecek!

SONUÇ

AKP bu anlaşmayla 2015 seçimlerini garantiye almayı, PKK de ABD’nin IŞİD hamlesinin yaratacağı avantajlardan yararlanmayı esas elıyor.

Dolayısıyla ortaya şu sonuç çıkıyor: Esad’ı hedef alan politikalardan keskin bir dönüş yapılmadığı müddetçe, Türkiye kan kaybını sürdürecek!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
19 Kasım 2014

Yorum bırakın

ABD’nin Esad’ı devirme hedefi yok mu?

Başbakan Ahmet Davutoğlu ABD Başkanı Barack Obama‘yla görüştükten sonra “ABD strateji değiştiriyor” dedi. Ancak gazetelere bakılırsa Obama Davutoğlu‘nu yalanladı!

Peki Obama mı, yok sa Davutoğlu mu doğruyu söylemiyor? Kuşkusuz geçmişte söylediklerini gözönünde bulunduğunuzda oldukça zor bir soru ve iki isim de bu alanda yarışır!

Neyse, önemli olan gerçeği bulmak…

BÖLGEYE AJAN-DANIŞMAN AKINI

Peki gerçek ne?

Obama‘nın gazetelere yansıyan yalanlaması pek de yalanlamaya benzemiyor. Çünkü Obama hem IŞİD’le savaşması için bölgeye ABD askeri göndermek istemediğini söylüyor ama hem de durumun her an değişebileceğini, ABD kara birliklerinin konuşlanmasının gerekebileceğini belirtiyor.

Obama‘nın belirttiği gibi asker göndermek istememesi başka, kara birliklerinin konuşlanmasının gerekebileceği başka…

Nitekim ABD parça parça bölgeye asker göndermeye başladı. Son olarak geçen hafta 1,500 ABD askeri Irak’a gitti.

Ayrıca bölge ülkelerine ABD Adalet Bakanlığı’ndan “hukuk uzmanları”, Pentagon’dan “askeri danışmanlar” ve CIA’dan ajanlar akıyor. Üstelik gizli saklı değil, ABD resmi makamlarının ilanıyla.

ABD STRATEJİSİNDE ESNEMEYE GİDİLİYOR

ABD’nin IŞİD stratejisi değişiyor mu, değişmiyor mu tartışması aslında tuhaf bir hal aldı. Konu medyada “ABD Esad’ı hedef alır mı, almaz mı” tartışmasına döndi.

Hatta ABD-Esad ittifakı ile AKP hükümetini karşı karşıya koyan cepheleşmeler çizildi!

Kim doğruyu söylüyor bilmecesinin içindeki en büyük yanlış işte budur!

Olan şu:

Obama, anımsayacaksınız, “bir IŞİD stratejimiz yok” dedikten 10 gün sonra IŞİD stratejisi açıklamıştı. Bunun ABD devlet aygıtı içindeki çarpışmanın bir sonucu olduğunu, “gerçekçiler” ile “müdahacileciler”in uzlaşısı sonucunda bu stratejisinin ortaya çıktığını belirttik.

Stratejinin esası şuydu: ABD havadan bombalayacak, karadan ise eğitilip donatılmış yerel kuvvetler kullanılacak. Burada kilit ülke Türkiye’ydi ve IŞİD’in üzerine sürülecek yerel kuvvetler de peşmerge, PYD ve ÖSO’ydu.

Obama‘nın IŞİD stratejisini ilan etmesinden hemen sonra Pentagon sözcüsü Tuğamiral John Kirby’nin açıkladığını yol haritasına göre ABD askeri planda öncelikle IŞİD’in genişlemesini durdurmayı, sonra ele geçirdiği bölgeleri “kurtarmayı” ve IŞİD’i “bitiremese” de etkisini zayıflatmayı ve ardından Esad’ın üzerine yürümeyi hedefliyor! Yani “ABD Esad’ı hedef almıyor” demek öncelikle doğru değil.

Öte yandan bu stratejisinin eksik ve sonuç alamaz nitelikte olduğu, ABD hava saldırısının yeterli olmadığı konusunda Obama‘ya büyük baskı yapıldığı da gerçek. Üstelik Kongre seçimleri Obama‘yı bu konuda daha da zorlayacak sonuçlar doğurdu.

İşte Obama bu baskılar neticesinde IŞİD stratejisinde bir esnetmeye gidiyor. Elbette bu esnetme Davutoğlu‘nun iç politika gereği söylediği “ABD dediğimize geldi” kadar değildir ama “Obama yalanladı, IŞİD stratejisi değişmiyor” demek de doğru değildir! Nitekim yukarıda da işaret ettik, Obama‘nın konuşması aslında olayı yalanlamıyor, tersine niyet-zorunluluk ilişkisini ortaya koyuyor!

TÜRKİYE’NİN STRATEJİSİ VAR MI?

Burada Türkiye açısından önemli olan şu: ABD’nin IŞİD stratejisinde esnetmeye gitmesinin maliyeti, öncelikle Türkiye’ye yansıyacak. Belli itirazları olan Türkiye’ye “hadi elini taşın altına koy” denilecek ve nitekim deniliyor. TSK’nin Kırşehir’de iki bin ÖSO terörsti eğitecek olması daha ilk sonuçtur!

Bu ve daha da verilecek tavizler için şimdiden kamuoyu imal ediliyor: AKP “ABD dediğimze geldi” diyerek, “bizim stratejimiz uygulanacak” diyerek taviz tablosunu yumuşatmaya çalışıyor!

Mesele “ABD’nin IŞİD startejisi var mı yok mu, değişir mi değişmez mi” değildir? Asıl mesele siyasi hedefi Kürt Koridoru olan bu Amerikan stratejisine karşı Türkiye’nin milli bir stratejisi olup olmadığıdır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Kasım 2014

Yorum bırakın

TSK Kürt Koridoru’na taşeron olamaz!

G-20 Zirvesi sırasında ABD Başkanı Barack Obama‘yla görüşen Başbakan Ahmet Davutoğlu, Obama ile görüş ayrılığının olmadığını, Ankara ile Washington arasındaki nüansların daraldığını belirtti.

Davutoğlu‘nun yaptığı açıklamaya göre ABD daha önce “IŞİD’i halledelim, Esad sonra gitsin diyordu” ama Halep’ten sonra fikri değişti ve ABD artık “IŞİD ile Esad birlikte gitsin” noktasına doğru geldi. (Hürriyet, Milliyet, 16 Kasım 2014)

Peki bunun Türkiye’ye yansıması ne olacak? Davutoğlu onun yanıtını da veriyor: “Elimizi taşın altına koyarız.”

ABD TSK’DEN PYD’Yİ DE EĞİTMESİNİ İSTİYOR

Davutoğlu Obama‘yla Avustralya’da görüşürken, ABD askeri heyeti de Genelkurmay karagahında temaslarda bulunuyordu. Anlaşılan el taşın altına girmişti!

Sonuç? Suriye rejimini yıkmak için kurulmuş terörist örgüt ÖSO, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından Kırşehir-Hirfanlı’da eğitilecek!

Varılan mutabakata göre eğitim işinde görevli Amerikalı uzmanlar da olacak. Donatım kısmı, yani silah ve mühimmatların büyük kısmı da ABD tarafından karşılanacak.

Ancak ABD bununla yetinmek istemiyor. TSK’den PYD’yi de eğitmesini istiyor. Sahada IŞİD’e karşı Peşmerge ve PYD’nin savaştığını söyleyen Washington bu konuda ısrarlı…

TSK ise PYD’nin PKK kolu olması nedeniyle buna yanaşmıyor.

Sızan bilgilere göre ABD bu işi Irak Kürt Bölgesinde yapacak ve hem peşmergeyi hem de PYD’yi eğitecek.

GÖREV İNŞA DEĞİL ENGELLEME!

Elbette kabul edilemez ama ABD’nin TSK’ye “PYD’yi eğit” demesi bile başlı başına bir sorundur ve bunun masaya getirilmesi bile normalde mümkün olmamalıdır!

Ama olmuştur!

Ve sonuçları itibariyle baktığınızda da aslında ÖSO ile PYD arasında bir fark yoktur. Zira ABD’nin ÖSO üzerinden izlemek istediği hedef ile PYD üzerinden izlemek istediği hedef son tahlilde örtüşmektedir: Kürt Koridoru.

Şöyle: ABD Irak’ın kuzeyindeki Barzanistan’ı Suriye’nin kuzeyinden Doğu Akdeniz’e açmak istemektedir ve bunun önündeki şu noktada en önemli engel Beşar Esad rejimidir.

Esad’ı yıkmaya yönelik her hamle ABD’nin Kürt Koridoru’na hizmet eder. Dolayısıyla ÖSO’yu eğitecek TSK de Kürt Koridoru’na taşeronluk yapmış olur!

Ve bunun faturası ağır olur!

ABD’yle müttefiklik ve NATO’da ortaklık, Türk Ordusu’na tıpkı Barzanistan’ın inşasında olduğu gibi Kürt Koridoru’nun inşasında da görev yüklemiştir. Genelkurmay buna araçlık etmemelidir!

Türk Ordusu’nun görevi ABD için Kürt Koridoru inşa etmek değil, Türkiye’nin güvenliği için o koridoru engellemektir!

TERÖRİST EĞİTMENİN FATURASI

Üstelik mesele Kürt Koridoru’nu inşa etmenin de ötesindedir.

Komşu bir ülkenin rejimini, siyasal birliğini ve toprak bütünlüğünü hedef alan bir faaliyet, başka komşulara da benzer “haklar” doğurur!

Lafı dolandırmadan belirtelim: Ankara Şam’ı hedef alması için ÖSO’yu eğitirse, Şam da Ankara’yı karıştırması için başka kartlar kullanır!

Nitekim Hafız Esad rejiminin PKK’yi Türkiye’ye karşı yıllarca bir kart olarak kullanmasında, Müslüman Kardeşler’in Hama kalkışmasında 12 Eylül rejiminin aldığı rolün etkisi olmuştur.

Benzeri ve daha ağır kartları masaya sürmeye bölgede kimsenin hakkı yoktur. Çünkü o kartlar bir kez masaya sürülürse, tüm bölge için faturası ağır olur. Ankara’nın Şam’ı hedef alması, sadece Şam’ın değil, Tahran’ın da Ankara’yı hedef almasıyla sonuçlanır!

ABD emperyalizminin asıl istediği budur. Washington o nedenle 5 bin teröristi Suudi Arabistan’da, 7 bin teröristi de Türkiye’de eğitip donatmak için karar almıştır. Eğitilecek ve donatılacak bu teröristler, toplamda bölgeyi ateşe verecektir ve ABD’ye sürekli itfaiye rolü kazandıracaktır!

Bitirirken belirtelim: Türkiye açısından asıl vahimi ise AKP’nin “eğit-donat” projesini kendi projesi sanmasıdır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
17 Kasım 2014

Yorum bırakın

AKP PYD’ye nasıl bakıyor?

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve Başbakan Ahmet Davutoğlu, şu son süreçte üç önemli siyaset belirledi:

1) “Bizim için IŞİD ile PKK aynıdır” diyerek PKK’yi mücadele edilmesi gereken terör örgütü kategorisine koydular!

2) Suriye’nin kuzeyinde IŞİD’le alan hakimiyeti mücadelesi veren PYD’yi, PKK’nin Suriye kolu olduğu için desteklemediler!

3) ABD’nin IŞİD’e karşı savaşan PYD’ye silah desteği vermesini “Türkiye’ye rağmen” yapılmış bir hamle ilan ettiler!

Salt bu üç siyasete bakıldığında bunun AKP nezdinde köklü bir değişiklik olduğu düşünülebilirdi. Çünkü bu üç siyasetten önce AKP birincisi PKK ile müzakere yürütüyordu, ikincisi PYD lideriyle resmi olarak görüşüyordu ve üçüncüsü ABD’nin Ortadoğu’daki model ortağıydı.

PYD’YE PRATİKTE TAM DESTEK

Ancak sözlerin sahibi geçmişte onlarca kez olduğu gibi örneğin “ne işi var NATO’nun Libya’da” dedikten 15 gün sonra “NATO Libya’nın Libyalılara ait olduğunu tescil için Libya’ya müdahale etmelidir” deyip, üstelik Haçlı ittifakın en önünde sefere koyulursa, bu üç siyasetin de pratikte bir anlamı olmuyor!

Zira ağızlardan kırmızı çizgi ilanı gibi çıkan bu sözler orta yerde dururken, bir yandan da şu olgular gerçekleşti:

1) AKP Hükümeti PYD lideri Salih Müslim‘i geçen ayın başında Ankara’ya davet ederek onunla bir dizi görüşme yaptı. Daha önce de Türkiye’de misafir edilen Müslim‘e AKP Hükümeti özetle “özerkliğe karışmayız ama Esad‘a karşı ÖSO’yla hareket edin” mesajı vermişti.

2) AKP Hükümeti, hangi taktik manevra gereği olursa olsun, son tahlilde PYD’ye destek anlamına gelecek olan Kobani Koridoru’nu açtı ve Irak’tan Suriye’ye Türk toprakları üzerinden peşmerge sevketti.

3) AKP Hükümeti, Ayn el Arap’taki çatışmanın ilk bir ayı boyunca yaralanan 964 YPG militanını Suruç hastanesinde tedavi etti. PYD’nin askeri kanadı olan YPG içinde doğrudan Kandil’den bölgeye geçen PKK’liler de bulunuyor!

4) Nitekim daha geçenlerde 450 PKK’linin destek için Kandil’den Ayn El Arap’a geçtiğine dikkat çekildi. Peki 450 PKK’li Irak’tan Suriye’ye nasıl geçti? Barzani‘nin askerileri olan peşmergeler gibi Türk topraklarından mı? Peşmergeler gibi MİT koordinasyonunda ve jandarma güvenliğinde mi?

5) Daha Cemil Bayık‘ın “Afrin’e saldırı olursa çözüm sürecini bitiririz” tehdidi ortadayken PYD’li Hevrin Mustafa “Afrin Kantonu Başkanı” sıfatıyla önceki gün İstanbul’da basın toplantısı yapıyor ve Afrin’e sınır kapısı açması için Türkiye’ye resmi başvuruda bulunduklarını açıklıyor!

ANLAMSIZ İTİRAZLAR

Uzatmayalım. Bu ve benzeri olgular ortadayken sözlerin hiçbir anlamı yoktur. Tersine, olguların büyüklüğüne bakılırsa o sözler bir siyaset tayini için değil, kamuoyunun tepkisini dizginlemek için edilmiştir.

Sonuç alabilmek için yapılan ile söylenen uyumlu olacaktır. Olmadığı ortadadır:

Örneğin PYD’ye destek veren AKP’nin, ABD’nin PYD’ye silah yardımı yapmasına itirazının bir anlamı yoktur.

Örneğin PYD liderlerini Ankara’da ağırlayan AKP’nin başka başkentlerden PYD yasağı talep etmesinin hiçbir ciddiyeti yoktur.

Örneğin ABD’nin HDP talebine rağmen Salih Müslim‘e konferans için vize vermemesinden daha 15 gün sonra Müslim‘in Ankara’da ağırlanması, pratikte Washington’a “vize verebilirsin” demektir!

YÖNETEMEME SORUNU

Bu tablo bir yönetememe sorununa işaret etmektedir. AKP hükümetinin siyasetleri ile taktikleri bir stratejiyi desteklemekten ziyade günü kurtarmak ve zaman kazanmak içindir. Zaten AKP’nin bu konuda bir stratejisi de yoktur.

ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi içerisinde “Türkiye himayesinde Kürdistan” planı ile “bölgesel alt düzen” kurmaya soyunan ve içeride buna uygun olarak Açılım yürüten AKP, güç erozyonu içindeki Washington’un zorunlu olarak “mini Kürdistan” hedefine mecbur kalması ile çuvallamıştır.

Bu nedenle yaklaşık iki aydır sürece uyum sorunu yaşamaktadır.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
16 Kasım 2014

Yorum bırakın

IŞİD stratejisinde değişimin AKP’ye maliyeti

Cumhuriyetçilerin kazandığı ABD Kongre seçimlerini değerlendirirken bunun Obama‘nın IŞİD stratejisine, dolayısıyla Türk-Amerikan ilişkilerine de yansıyacağını belirtmiştik.

Obama‘nın “önce IŞİD” stratejisinin Cumhuriyetçilerin ve AKP Hükümeti’nin istediği gibi “IŞİD ve Esad birlikte hedef” stratejisine esnetilebileceğine dikkat çekmiştik. Bunun AKP Hükümeti’ne İncirlik’in “ana karargah” yapılmasından Ortadoğu’da Türkiye-İsrail-Suudi Arabistan ekseni kurulmasına kadar maliyetleri olabileceğini belirtmiştik.

Koltuklar Ocak ayında değişecek olmasına rağmen, bu yönde kimi işaretler oluşmaya başladı bile. İnceleyelim:

OBAMA STRATEJİ DEĞİŞTİRİYOR

1) CNN, üst düzey yetkililere dayandırdığı haberinde, ABD Başkanı Barack Obama’nın Ulusal Güvenlik ekibinden IŞİD stratejisinin değiştirilmesini talep ettiğini açıkladı!

Haberde Obama‘nın “Esad görevden alınmadığı sürece IŞİD’in üstesinden gelinemez” şeklinde düşünmeye başladığı, bu nedenle de Ulusal Güvenlik ekibinden Suriye için farklı bir strateji geliştirmesini istediği belirtildi.

Haber, Obama‘nın yeni bir uzlaşmaya gideceğine işaret ediyor. Zira Obama‘nın “önce IŞİD” hedefli stratejisi ABD açısından hava harekatıyla sınırlı ve karada yerel güçlerin eğitilip donatılmasına dayanıyor.

Cumhuriyetçiler ve Pentagon ise “kara harekatı şart” diyor .Hatta Savunma Bakanı Chuck Hagel, Obama’nın Ulusal Güvenlik Danışmanı Susan Rice‘a yazdığı mektubunda “hava harekatının Esad’a yaradığından” şikayet ediyordu.

Benzer şekilde AKP hükümeti de mevcut stratejiye itiraz ediyor, IŞİD’le birlikte Esad‘ın hedef alınmaması durumunda ABD koalisyonuna katkısını sınırlı tutacağını ortaya koyuyordu.

TÜRKİYE-İSRAİL İŞBİRLİĞİ TALEBİ

2) Peki strateji ne oranda değişecek? Cumhuriyetçilerin taleplerinin tamamı karşılanır mı?

O ölçekte bir değişiklik zor. Geçen hafta Irak’a 1,500 ABD askerinin daha gönderilmesi kararı alındı ve Obama “Amerikan postalı toprağa değmeyecek” kararını çiğnemeye başladı. Ancak bunun çok daha kapsamlı bir kara harekatına dönüştürülmesine bölge denklemi izin vermiyor.

Türkiye açısından daha önemli olan ise şudur: Gözden geçirilecek strateji güvenli bölge ve uçuşa yasak bölge gibi AKP taleplerini karşılayamayacak olsa bile, Obama‘nın bir ölçüde Esad‘ı hedef alan bir esnetmeye soyunması, kuşkusuz AKP’nin ABD koalisyonuna tam katkısının önündeki mazereteni düşürecektir.

Ve Washington karşılığında Ankara’dan Ortadoğu’da Türkiye-İsrail-Suudi Arabistan’a dayanan “geleneksel” eksene dönülmesini isteyecektir.

Bu yönde kimi girişimlerin olduğu da görülüyor. Örneğin önceki ABD Büyükleçisi Francis RicciardoneOrtadoğu istikararı Türkiye-İsrail işbirliğine bağlı” mesajı verdi.

Mesaj kadar mesajın nerede verildiği de önemli. Ricciardone bu mesajı, 1 Mart 2003 döneminin ABD Büyükelçisi Robert Pearson‘la birlikte Türkiye’nin Washignton Büyükelçisi’nde katıldığı konferansta verdi.

Ricciardone‘ye Türk Büyükelçiliği’nde bir konferans verdirilmesi, kuşkusuz ondan hiç hazzetmeyen Erdoğan ve AKP Hükümeti’ne rağmen olmamıştır! Dolayısıyla ortada yeni bir zemin arayışı vardır ve dikkat çekicidir.

AÇILIM’A YENİ AYAR

3) Öte yandan Obama‘nın IŞİD stratejisinde değişiklik işareti vermesi, türevi olan Açılım’a da yansıdı. Şöyle:

Mecvut Açılım, ABD’nin AKP’yle anlaştığı “Türkiye himayesinde Kürdistan” hedefine yönelikti. Esad‘ı yıkamayan ABD zorunlu olarak CFR Başkanı Richard Haass‘ın da belirttiği gibi “mini Kürdistan” hedefine yöneldi. Bu da haliyle Açılım’a yansıdı.

Zira yeni modelde PKK bölgede ABD için başat güç haline gelecekti ve değil silahsızlandırılması, daha da silahlandırılacaktı! Açılım işte bu nedenle tıkandı.

Şimdi ABD ana stratejide bir esnetmeye giderken, Açılım’da da tıkanıklık giderilmeye çalışılıyor. AKP ve HDP çevrelerinden yansıyan pazarlıklara bakılırsa şu noktada uzlaşılarak yola devam edilmeye çalışılacak: “PKK Türkiye’de silahsız, Irak ve Suriye’de silahlı olacak.”

Stratejide değişikliğin Irak’a yansıması ise Bağdat ile Erbil’in Türkiye’yi ilgilendiren Kürt petrolü konusunda anlaşmasıdır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
15 Kasım 2014

Yorum bırakın

Coniye çuval kimleri rahatsız etti?

Türkiye Gençlik Birliği (TGB) üyesi gençler önceki gün Sarayburnu’nda demirleyen ABD savaş gemisinden Eminönü’ye çıkan 3 askerin başına çuval geçirdi.

TGB’liler benzer bir eylemi 2011 yılında Bodrum’da da gerçekleştirmişlerdi. Orada da yakaladıkları ABD askerlerinin kafasına çuval geçirmişlerdi.

Neden çuval? ABD 4 Temmuz 2003′te Irak’ın Süleymaniye kentinde 11 subayımızı esir alıp kafasına çuval geçirdiği için. Bu tarihten evvel de bu topraklarda ABD askerleri protesto edilir ama kafasına çuval geçirilmezdi. Yani ABD başlatmış oldu.

Nitekim ben de üniversite yıllarımda Dolmabahçe açıklarındaki bir savaş gemisinden karaya çıkan ABD askerlerini protesto etmiş, yumurta atmıştım. O zamanlar çuval yoktu…

Yani çuval da yumurta da sembolik anlamları olan araçlardır. Derdimiz ABD askerini yaralamak olsa örneğin, yumurta yerine taş atardık!

CONİYE KALKAN OLANLAR

Bazılarınıza “gereksiz” gelecek bu girişi, TGB’nin anlamlı eylemine gelen kimi tepkilere yanıt vermek için yazdım.

Zira TGB’nin eylemi Türkiye genelinde büyük coşku yarattıysa da, küçük ama tatsız eleştiriler de aldı.

Hatta eleştiri bile denmez. Çünkü “dudak bükenden”, “ayıp ettiniz”e kadar varan bir ‘coniye kalkan olma’ cephesi oluştu önceki gün sosyal medyada…

Kimisi “20 kişinin 3 kişiye çullanması devrmci eylem midir?” diyerek kafa bulandırmaya çalıştı…

Kimisi “gariban bir çocuğu korkutmak bize yakışmaz” diyerek aklınca eylemi küçümsemeye çalıştı…

Hatta “Şu TGB’lilere bakın. Deniz Gezmiş‘i taklit ediyorlar akılları sıra ama Deniz savunmasız gençlere asla saldırmazdı” diye yazan 68′li bile vardı…

ABD TELAŞINA ORTAK OLANLAR

Önce sonuncuyu düzeltelim. Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının Dolmabahçe’de denize döktüğü 6-7 Amerikalı asker de neticede savunmasızdı. Karaya çıkarlarken yanlarında silah yoktu.

Deniz Gezmiş ve 68′liler o gün neden o askerleri denize döktüyse, bugün de Çağdaş Cengiz ve arkadaşları 3 ABD’li askerin kafasına çuvalı o nedenle geçirdi.

Her iki eylemin de sembolik anlamı vardı. Birinde ABD’li askerler Kurtuluş Savaşı’na gönderme yapılarak “denize dökülmüş”, boğaza atılmıştı. Diğerinde de ABD’li askerlerin, tıpkı kendilerinin yaptığı gibi kafalarına çuval geçirilmişti.

TGB’nin derdi 3 ABD askerine fiziksel zarar vermek değil elbette, sembolik olarak çuvalla ABD emperyalizmine Ortadoğu politikaları nedeniyle mesaj vermek!

Nitekim ABD o mesajı aldı. ABD Büyükleçiliği’nden Pentagon’a kadar ABD yetkilileri telaşla açıklamalar yaptı. Hatta ABD Türk askerlerine çuval geçirdiğinde “ne notası, müzik notası mı” diyerek Washington’a sessiz kalan AKP’nin yönettiği Dışişleri Bakanlığı da, TGB’in eylemine tepki gösterdi!

ABD’nin ve taşeronlarının bu telaşına “ama savunmasızlardı” diyerek ortak olmak ve son tahlilde coniye kalkan olmak, bir 68′liye hiç yakışmamıştır ve Deniz Gezmiş‘in devrimciliğinin hatırasına büyük saygısızlıktır!

ÇOCUK DENİLEN ÇOCUK ÖLDÜRÜYOR!

Gelelim ABD askeri için “gariban, çocuk” diyenlere…

Rockefeller‘in yeğeni bahriye çavuşu olmayacağına göre, o asker mutlaka sıradan bir Amerikalıdır. Zaten konu onun sınıfsal konumu, adı, sanı değildir.

O gün ABD savaş gemisinden karaya çıktığı için seçilmiştir ve varlığı TGB için semboliktir.

Bu gerçeği eğip büküp “çocuğu korkuttular” diye ağlayanlar, Ortadoğu’da öldürülen halkların son tahlilde o “çocukların” kurşunlarıyla can verdiği gerçeğini bilmezler mi?

20-22 yaşındaki ABD askerine “korkutulan çocuk” muamelesi yapmak, Ortadoğu’da ölen gerçek çocuklara yapılan vicdansızlıktır!

AMERİKANCILAR DAHA ÇOK AĞLAYACAK

Bakınız bu bir nevi Stockholm sendromudur, celladına aşık olma durumudur. ABD askerleri milyonları katlederken, emperyalizme mesaj vermek adına yapılmış bir çuval eylemini “savunmasız çocuğa saldırmak” diye yorumlayanlar, kötü niyetli değillerse, cellatlarına aşık olmuşlardır!

Zira gerçek çırılçıplak ortadadır: TGB’liler ABD askerine fiziksel bir zarar vermek için değil, onun şahsında sembolik çuval eylemiyle Washington’a bir mesaj vermek derdindeler. O mesaj da görüldüğü gibi alınmıştır.

Tabi bitirirken şunu da belirtelim: Çuval eylemi semboliktir ama ABD’nin bölgemizi ve ülkemizi hedef alan politikası sürdüğü müddetçe daha sert eylemler de zorunlu hale gelecektir!

Amerikancılar asıl o zaman ağlaşsın!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
14 Kasım 2014

Yorum bırakın

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 220 takipçiye katılın