Archive for category Aydınlık Gazetesi Yazıları

Eğit-Donat’a sözleşme maskesi

Milli Savunma Bakanı İsmet YılmazEğit-Donat’ta sözleşme yok” diyor!

Bu durumda sormalıyız: TSK 3 haftadır Kuzey Irak’ta peşmergeyi neye göre eğitiyor? Neredeyse 1 ay önce BBC‘ye “Eğit-Donat programı çoktan başladı” diyen Davutoğlu yalan mı söylüyor?

Elbette hayır! Davutoğlu doğru söyüyor, Eğit-Donat programı çoktan başladı ve ABD’nin IŞİD stratejisi kapsamında olan bu programa göre peşmerge eğitiliyor!

Bu durumda “sözleşme imzalanmadı” açıklaması ne anlama geliyor?

ALIŞTIRA ALIŞTIRA EĞİT-DONAT!

İmzanın atılmadığı açıklaması, Eğit-Donat konusunun perdesidir ve kamuoyunu bu programın çapına alıştırma aşamalarından biridir! Anlatalım:

Eğit-Donat konusunda, önceleri “masaya gelmedi” deniyordu. ABD heyetiyle yapılan görüşmeler hız kazandığında “masaya geldi ama reddedildi” şeklinde haberler sevis ettiler. Sonra “Anlaşma yok, ÖSO eğitimini kabul ettik ama araya PKK sızar diye peşmerge eğitimine hayır dedik” haberleri servis ettiler. Peşmergenin eğitimin başladığı ortaya çıkınca “prensip anlaşması var, kesin anlaşması yok” dediler. Şimdi de “sözleşme imzalamadık” diyorlar!

Kamuoyu alıştırma maksatlı olduğu anlaşılan bu yolu sadece AKP değil, maalesef Genelkurmay Başkanlığı da izledi!

ABD’YE RAĞMEN ABD TALEBİ KABUL ETMEK!

Peki bu yolu neden izliyorlar? Kuşkusuz terörist eğitmeyi Türk milletine doğrudan anlatamayacakları için!

O nedenle böyle bir aşamalı alıştırma yolu izliyorlar. Şimdilerde barajı “bize PYD eğittiremezler” lafına kurdular!

Sonuçta “PYD eğitimi konusunda reddettik ve ABD’ye sadece ÖSO ve peşmerge eğitimini kabul ettirdik” diyecekler!

Böylece ABD’nin talebini hem kendi talepleriymiş gibi gösterecek hem de ABD’ye bu talebi kabul ettirdiklerinin propagandasını yapacaklar!

Açılım’da “alıştıra alıştıra, hazmettire hazmettire” yöntemini uygulayan ve bunda başarı kazanan AKP, aynı yolu diğer sıkıntılı politikalarına da uyguluyor. Üstelik bu yola Genelkurmay Başkanlığı’nı da ikna ederek!

HUKUKİ KILIF ARANIYOR

Mevcut gerçek şudur: Eğit-Donat programı başladı. TSK bu program kapsamında peşmerge eğitimine başladı.

Evet sözleşme yok, zira konuya “hukuk kılıfı” aranıyor. İktidarda AKP bile olsa, “terörist eğitmeye” öyke kolay kılıf bulunamıyor.

Nitekim Anadolu Ajansı‘nın haberi bu gerçeğe işaret ediyor: “IŞİD’e karşı oluşturulan uluslararası koalisyonun, ÖSO mensuplarına yönelik ‘eğit-donat’ sürecine ilişkin görüşmelerin tamamlandığı, ilgili belgelerin ABD ve Türkiye’de iç prosedürden geçerek hukuki olarak inceleneceği belirtildi.” (AA, 24 Kasım 2014)

Burada kılıf dediğimiz, belgenin iç prosedürden geçmesi ve hukuki olarak incelenmesidir!

AKP ABD’YE AKTİF DESTEK VERİYOR!

AKP bu yolu, yani kamuoyunu alıştırma işini, sadece Eğit-Donat programı için değil, ABD’yle yürüttüğü pazarlığın bütünü için de uyguluyor.

Şöyle propaganda yapılıyor: ABD bastırıyor ama Türkiye’yi IŞİD koalisyonuna dahil edemiyor, bir müttefik olarak Türkiye’den katkı alamıyor!

Elbette kimi pürüzler var ve Türkiye ABD’nin istediği oranda katkı sunmuyor. Ama sonuçta Türkiye AKP’nin oluruyla ABD’nin kurduğu IŞİD koalisyonunun bir üyesidir ve hükümet ABD’ye şu katkıları vermektedir: Yerel güç (ÖSO ve peşmerge) eğitimi, Kobani’de aktif işbirliği (peşmergeye koridor açılmasından PYD’li yaralıların tedavi edilmesine kadar), sınır geçiş imkanı verilmesi (Örneğin İskenderun Limanı’na araba yükü diye indirilen ABD ağır silahlarının bölgeye aktarılması), istihbarat paylaşımı vs.

Bunlar Ankara ile Washington’un işbirliği alanlarıdır ve ABD açısından esastır. ABD ile Türkiye’nin karşılıklı talepleri olan “güvenli bölge ilanı” ile “İncirlik’in kullanılması” şu aşamada Pentagon için çok zorunlu ihtiyaç değildir!

Tablo budur ve nasılsa “ABD’ye direniliyor” diye kamuoyu “alıştırılmadan”, Türkiye’nin ulusal güvenlik çıkarlarına aykırı bu gelişmeler için ayağa kalkmalıyız!

Şundan: AKP, 1 Mart tezkeresi öncesinde de aslında prensipte anlaşma yapmış ve ABD o anlaşmaya göre hazırlık bile başlatmıştı. Ama Türk milletinin ayağa kalkmasıyla tezkere reddedilince bütün hazırlıkları çöpe gitti. Şu anda AKP yine ABD’yle bir “genel anlaşma” yapmıştır ve o anlaşmayı çöpe atmak, yine ayağa kalkmamıza bağlıdır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
27 Kasım 2014

Yorum bırakın

Hagel’in istifasının perde arkası

ABD Savunma Bakanı Chuck Hagel‘in istifasının biri özel biri genel iki nedeni var.

Özel neden: Hagel, ABD Başkanıı Barack Obama tarafından ulusal güvenlik politikaları karar alma mekanizmasının kenarında tutulduğu için istifa etti. Ulusal Güvenlik Danışmanı Susan Rice ve ekibiyle birlikte çalışan Obama‘nın belirlediği IŞİD stratejisi, bardağı taşıran damla oldu.

Genel neden: Uzun bir süredir ABD devlet aygıtı içinde süren iç çarpışma, Hagel‘in istifasının genel nedenini oluşturuyor. ABD içinde gerçekçiler ile müdahaleciler uzunca bir süredir çarpışıyordu. Müdahaleciler son olarak Pasifik’te bir başarı kazanamayan Obama‘yı yeniden Ortadoğu’ya dönüşe zorladılar. İşte son IŞİD stratejisi bu büyük kavganın uzlaşısıydı, ara sonucuydu.

Ancak o uzlaşıya rağmen kavga devam ediyor. Cumhuriyetçilerin hem Temsilciler Meclisi’nde hem de Senato’da çoğunluğu kazanması, Obama‘yı daha da sıkıştırdı. Ancak son dönemde ortaya çıkan tablo, gerçekçiler ile müdahalecilerin de kendi aralarında bölündüğünü gösteriyor. Nitekim IŞİD stratejisinin Kongre’de oylanması bunun tipik bir göstergesi oldu.

KİM NE İSTİYOR?

Bir Cumhuriyetçi olarak Demokrat Obama‘nın kabinesinde yer alan Hagel, örneğin gerçekte bir şahin değildi. Hatta Hagel için Cumhuriyetçilerin güvercini bile denilebilir. Hagel aslında gerçekçiler ile müdahaleciler arasında, bir ara kuvvet konumundadır. Daha iyi anlatabilmek için somuttan gidelim:

1) Obama ve ekibi, son iki yılında İran’la görüşmeyi bir anlaşmayla sonuçlandırmak istiyor. Bu sürecin başarısı İsrail’in Filistin konusunda dizginlenebilmesine, Esad‘ın doğrudan “ilk hedef” alınmamasına ve Rusya’nın Ukrayna gibi krizlerle oyalanmasına bağlı.

Obama, IŞİD stratejisini bu genel perspektifi bulandırmayacak şekilde hazırlattı. Türkiye ile yaşanan sorunlar da bu nedenle.

Bu strateji Kürtlere dayanmayı ve bu aşamada “mini Kürdistan”la yetinmeyi gerektiriyor.

2) Müdahaleciler ise ABD’nin yeniden Ortadoğu’ya ağırlık vermesini ve güç kullanmasını istiyor. Esad‘ın hemen hedef alınmasını, Suriye’nin ve Irak’ın bölünmesini, buna istekli AKP üzerinden TSK’nin bölgede kara gücü haline getirilmesini istiyor.

Bu ekip, ABD’nin ağırlığını koyması durumunda Türkiye ve İsrail’in yeniden uyumlulaştırılacağını, böylesi bir koalisyon karşısında ise Rusya ve İran’ın çok ileri gitmeyi seçemeyeceğini düşünüyor.

3) Hagel‘in temsil ettiği ara kuvvet ise ikisinin ortasında konumlanıyor. ABD’nin temel müttefiklerinden (Türkiye) kopmadan Ortaoğu’ya yönelmesini savunuyor özetle.

KARŞILIKLI ATAKLAR

Bu çarpışmanın hangi yöntemlerle yaşandığını anlamak için son iki haftanın şu çok önemli olaylarını anımsamalıyız:

1) Hagel‘in ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Susan Rice‘a mevcut IŞİD stratejisini eleştiren bir mektup yazdığı basına yansıdı. Hagel mektubunda hava saldırısının Esad‘a yaradığını, iyileştirilmezse mevcut stratejinin kısa bir zamanda çökeceğini savunuyordu.

2) CNN‘ye sızdırılan bir habere göre Obama IŞİD stratejisini gözden geçirmesi ve yenilemesi için Ulusal Güvenlik ekibine talimat vermişti. Sonuçlarına bakılırsa haberi sızdıranlar IŞİD stratejisinde bir değişiklik yapılmamasını istiyordu!

3) Obama sadece Ortadoğu’ya dönüş için değil, Afganistan’da bir süre daha bulunmak için de zorlanıyordu. Nitekim Obama‘nın Pentagon’a Afganistan’daki gücü iki katına çıkarması emri verdiği basına yansıdı.

4) Pentagon’un IŞİD planı basına sızdırıldı. Bu plana göre IŞİD’e yönelik kara harekatı ilkbahardan önce başlamayacaktı. Plan “baharda kara harekatı var” şeklinde de okunabilirdi!

TÜRKİYE’YE NASIL YANSIYOR?

Fakat bizi asıl ilgilendiren ise bu kavganın Türkiye’ye nasıl yansıdığıdır.

AKP Hükümeti’nin Türkiye’nin başını daha az belaya sokacak mecvut planlamaya itiraz etmesi ve daha müdahaleci olan ekibe yakın durması, onların planlamasında asli rol almaya istekli olması, ülkemiz adına asıl endişe verici durumdur.

ABD’yle süren müzakerelere bu açıdan bakmak ve olası sonuçları içinde değerlendirmek lazım!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
26 Kasım 2014

Yorum bırakın

Dersimcilik ve devletsizlik teorisi

Başbakan Ahmet Davutoğlu‘nun Dersim için Kemalist devleti suçlaması, özür mesajları vermesi, Dersim müzesi adımı atması, Alevi Açılımı’na soyunması, kısacası “Dersimcilik” yapması, Dersimperverliğinden değil!

Peki neden? Anlatalım:

İDEOLOJİSİZ DEVLET OLMAZ!

Bakınız Tunceli’de yaptığı konuşmada ne diyor Davutoğlu: “Biz şunu diyoruz, bundan sonra devletin resmi ideolojisi olmayacak.”

Devlet teorisi açısından büyük bir palavradır bu! Şundan: Devlet, gerçekte en ideolojik örgütlenmedir!

Açacağız ama önce ideolojinin sözlük anlamına bakalım: En yalın haliyle ideoloji, ideler bilimi, yani bilinç olayları bilimidir.

Sözlüklerde ise ideoloji şöyle tanımlanır: “Siyasal veya toplumsal bir öğreti oluşturan, bir hükümetin, bir partinin, bir grubun davranışlarına yön veren politik, hukuki, bilimsel, felsefi, dini, moral, estetik düşünceler bütünü.”

Daha yalın ifadeyle ideoloji, bir toplumsal sistemin siyasal, hukuki, ahlaki değerlerinin ve fikirlerinin toplamıdır.

Bu tanımlardan hareketle “devletin resmi ideolojisi olmaz” denilebilir mi? Devlet en resmi kurumdur ve en ideolojik aygıttır; insanlığın şu ana kadar bulduğu en gelişmiş örgütlenme modelidir. Ve bu yönü itibariyle, gerçekte devletin kendisi zaten ideolojiktir!

‘DEMOKRATİK CUMHURİYET’

Peki Prof. Dr. olarak Ahmet Davutoğlu bu en basit gerçeği bilmez mi? Elbette bilir ama “devletin resmi ideolojisi olmasın” derken aslında “milli devlete” itiraz etmektedir. Meselenin esası budur.

12 yıllık AKP rejimi, Kemalist devlete ve milli devlete karşı olduğu için bu tür bilim karşıtı tezler öne sürmektedir.

Peki millli devlet yerine ne istiyorlar?

Yine kendi ifadelerinden hareket edelim. Başbakan Davutoğlu, geçen hafta TRT‘de yaptığı konuşmada PKK ile müzakere ettikleri Açılım’ın hedefini şöyle açıkladı: “Bizim irademiz açık, berrak, net. Eşit vatandaşlık ilkeleri etrafında demokraitk cumhuriyetin inşasıyla birlikte herkesin her hakkı kullanabildiği…”

Burada birinci anahtar kavram “demokratik cumhuriyet”tir ve asıl sahibi müzakere ettikleri Öcalan‘dır! Hatta Öcalan “demokratik cumhuriyet projesi” diye bu kavramı genişçe de işlemiştir.

Peki nedir demokratik cumhuriyet? Milli devleti yıkmanın adıdır! Milli devleti “demokratik özerklik” yoluyla “milli” olmaktan çıkarma, bir federasyona dönüştürme işidir.

Ve zaten AKP ile PKK’nin Açılım’daki temel hedefi de budur: AKP Açılım ile Irak ve Suriye’nin kuzeyine genişlemeyi “Türkiye’yi Kürtlerle büyütmek” diyerek işlemektedir. PKK de bu büyümeden nasılsa “büyük Kürdistan” parçasının en sonunda kopacağını görerek AKP’yle ortaklık yapmaktadır. Her ikisini de ABD’nin bölge poltikalarına taşeron yapan işte bu anlayıştır!

‘EŞİT YURTTAŞLIK’

Davutoğlu‘nun konuşmasında “demokratik cumhuriyet” kavramını tamamlayan ikinci bir kavram daha vardır: “Eşit yurttaşlık.”

Kavram önce CHP’nin “Anayasa Uzlaşma Kurulu” üyesi tarafından önerildi, o günden beri de Y-CHP takımı tarafından savunuluyor.

Eşit yurttaşlık, kulağa hoş da gelse, eşitlikçi değildir. Siyasal kimlikleri üzerinden “Türk ve Kürt eğit yurttaşlığı” demek, iki ayrı siyasi kimlik ve iki ayrı statü yarattığından, eşitlikçi değil, gerçekte ayrıştırıcıdır!

Türk ve Kürt yurttaş olarak zaten eşittir. Türk ve Kürt’ü anayasaya ayrı statüde “eşit yurttaş”yazmak, milli devlete aykırıdır. Çünkü bir milli devlette, eşit bile olsa iki ayrı siyasi kimlik olmaz! Milli devlette en üst siyasi kimliğimiz milli kimliğimizdir ve etnik kimliklerimiz bunun altındadır.

Milli devlet zaten ayrı kimlikleri eşitlemenin yoludur. CHP’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, ayrı siyasi kimlikleri bir devrimle birleştirmiş ve eşit siyasi kimlikler kazandırmıştır. Bir devrimle hem milletleşmiş hem de yurttaş haline gelmişizdir.

Ama AKP ile PKK “demokratik Cumhuriyet” diyerek bir “Türk-Kürt federasyonu” hedeflerken, buna uygun olarak da Açılım’la Türk ile Kürt’ü ayrıştırmaktadır. Y-CHP takımı da bu koalisyona katılmaktadır.

Hepsinin hem Dersimcilikte hem de “ideolojisiz devlet” gibi “ideolojisiz anayasa” konusunda mutabakat kurması bundandır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
25 Kasım 2014

1 Yorum

Tekmenin işareti: Ayakkabı

Kim demiş AKP ağaç düşmanı diye? Cumhuriyet gazetesinin dünkü haberine göre AK-Saray için tam 280 TIR ağaç ithal etmişler!

Hollanda sınırında ağaç ve bitki yetiştiren Alman Dieter Lappan, AK-Saray için 280 TIR ıhlamur, gürgen ve çınar ağacı yolladıklarını açıklamış!

Sadece Almanya’dan değil, İtalya’dan da ağaçlar getirtilmiş…

Tanesi 5 bin avro olan bu ithal ağaçların bir bölümü maalesef tutmamış!

Jöleli danışman ağaçların tutmamasından dolayı “3. havalimanı düşmanı” olan lobiyi suçlamadan önce biz söyleyelim: İklimdendir!

Holanda ile Ankara’nın farkındandır!

UYDU BEKLETEN KAFA

Bu kadarcık fark bilmemezliğe seviniyoruz. Zira bir kaç yıl önce o fark uzay ölçeğindeydi.

Anımsayalım: Çin Halk Cumhuriyeti, Türkiye’nin uydusunu uzaya fırlatacak ve Başbakan Erdoğan bu fırlatma işini ODTÜ’den canlı izleyip Türkiye’ye de izlettirerek “istikbal uzaydadır” havası atacaktı.

Ancak kalabalık Başbakanlık konvoyu gecikiyordu…

Danışmanları Çin’i arayıp “fırlatma işini 5-10 dakika geciktirmelerini” istedi!

Çin’li bilimadamları Zaytung çarpmışa döndüler!

Zira konu uzaydı, değil dakikalar, saniyeler bile önemliydi bu tür fırlatma işleri için…

Mevzuyu Erdoğan‘ın adamlarına anlatmakta zorlanınca, doğrudan düğmeye basıp Türkiye’nin itibarını kurtardılar!

SARAY ERDOĞAN’IN, FATURA MİLLETİN

Yani Holanda – Ankara iklim farkından dolayı tanesi 5 bin avrodan ağaç öldürmek bir şey değil…

Kaldı ki zenginiz, sarayımız var, 5 bin avronun lafı mı olur!

Erdoğan öyle diyor: “Burası benim değil, milletimin sarayı!

Erdoğan‘dan önce, Başbakanlık da benzer bir açıklama yapmıştı, “saray ve uçağın sahibi millet” demişti.

Gerçi anlamı belliydi, “sefası bizim, faturası sizin” demekti.

Nitekim bu açıklamadan kısa bir süre sonra faturayı gösterdiler: “1,4 milyar TL”

Erdoğan o faturanın bize yakıştığını söyledi önceki gün: “Bin odası var diyorlar, olacak elbet, biz küçük düşünmüyoruz!

HAYALİN ÇAPI

Doğru, Erdoğan küçük düşünmez, büyük düşünür, büyük hayaller kurar…

Öyle hayaller kurar ki; hayalinde 70-80 deri pantolonlu, üstsüz, zincir kolyeli adam türbanlı bir gelini Kabataş’ta taciz etmiştir, dövüp yerlere fırlatmıştır, yetmemiş bir de üzerine işemiştir, içinde bebek olan el arabasını devirmiştir…

Hayal o kadar güçlüdür ki, kimi gazeteciler bile gözlerini yumup o hayali görmüştür!

Aylar sonra mobese kayıtları gizlendikleri yerden bulunup çıkartılınca, hayalin boyutunun mizahın alanını bile aştığı anlaşılmıştır!

AYAKKABI SAVAŞLARI

1,4 milyar TL’lik saray, tanesi 5 bin avrodan ağaçlar…

Vizyon büyük, 17 Aralık’ta öğrendik: Sıfırlanamayan paralar da var!

Evet Erdoğan‘ın vizyonu büyük ama milletin de tepesi atmak üzere!

Oğlu madende can veren Recep amcanın yırtık kara lastik ayakkabası, aslında gelmeye hazırlanan bir tekmenin işaretidir!

Çünkü artık ortadadır: Bu terazi bu sıkleti çekmez!

Recep amcanın yırtık kara lastik ayakkabısı ile Recep Başkanın “ayakkabı kutusu rejimi” arasında kıyasıya bir çatışma başlamıştır!

NOT: Atatürk‘ün başöğretmen ilan edildiği 24 Kasım 1928 tarihi nedeniyle kutlanan “24 Kasım Öğretmenler Günü” bu yıl çok daha anlamlı. Zira doğru dürüst kütüphanesi olmayan üniversiteler varken, “her üniversiteye cami” projesi başlatan AKP Hükümeti “kindar nesil” yetiştirme gayretinde. Ancak Cumhuriyet öğretmenleri Cumhuriyet nesilleri yetiştirmeye devam edecektir. Ellerinizden öpüyorum.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
24 Kasım 2014

Yorum bırakın

Peşmerge eğiten Kürdistan’ın mimarı olur!

Başbakan Ahmet Davutoğlu, Irak’ın kuzeyini ziyareti sırasında iki önemli mesaj verdi:

1)Kürdistan’ın güvenliği Türkiye’nin önceliğidir.

2) Bu öncelik gereği TSK peşmerge eğitecek.

Bu sözler ABD heyetiyle yapılan ve belli bir mutabakata varıldığı söylenen “eğit-donat” konusunu açıklığa kavuşturmuş oldu.

Şöyle ki kamuoyuna yansıyan haberlere göre Genelkurmay karargahında yapılan Türk-Amerikan heyetleri görüşmesinde eğit-donat konusu masaya yatırılmış ve şöyle sonuçlanmıştı: TSK değil PYD’yi, peşmergeyi bile eğitmeyecek, sadece ÖSO’yu eğitecek!

Hatta ABD heyeti ÖSO’nun eğitileceği Kırşehir’deki askeri bölgeyi bile ziyaret etmişti.

Gerçi kimi askeri kaynaklar “konu masaya geldi ama anlaşma olmadı” dediyse de, ÖSO’nun eğitilmesinin önünde gerçekte bir engel yoktu. Zira ÖSO’yu kuran zaten AKP Hükümeti’ydi!

İşte Davutoğlu‘nun açıklamasıyla “eğit-donat” konusunda sadece ÖSO’nun değil, peşmergenin de eğitileceği anlaşılmış oldu.

Gerçi açıklamanın ardından ortaya çıkan gerçeklere göre peşmerge eğitimi iki haftadır başlamıştı; bordo bereliler Irak’ın kuzeyinde İngiliz subaylarla birlikte peşmergeyi eğitiyordu…

KÜRDİSTAN’A EBELİK!

Hiç lafı dolandırmadan söyleyelim: Niyetiniz ne olursa olsun, ÖSO’yu eğitmek pratikte Suriye’yi bölmeyi hedeflemektir, peşmergeyi eğitmek de pratikte Irak’ı bölmeyi hedeflemektir.

Bu iki ülkeyi bölmek ise sonuçları itibariyle Kürdistan’ı kurmak demektir.

Olan budur: ABD IŞİD stratejisi kapsamında Türkiye’ye Kürdistan’ın ebeliğini yaptırmaktadır. Tıpkı 24 yıl önce olduğu gibi…

O gün de ABD 36. paraleli çekerek Kürdistan’ın temellerini atmıştı. Ankara ise değil itiraz etmek, “Saddam’a sormadan girer çıkar PKK’ye operasyon yaparız” diye sevinerek plana tam destek vermişti.

Sonradan kimi generallerin “hata yaptık” demesi Barzanistan gerçeğini değiştirmedi!

‘SADECE IŞİD DEĞİL, ÖNCE IŞİD’

İşte şimdi de benzeri oluyor. Ankara ile Washington arasında “yönteme” dair ortaya çıkan sıkıntılar yanıltıcı olmasın. Tamam Türk Ordusu bu “yöntem” ayrılıklarından yararlanarak Kürt Koridoru’na engel olmak istiyor, önce Genelkurmay Başkanlığı’nı, onun üzerinden de AKP hükümetini zorluyor ama ÖSO ve peşmergeyi eğitmeye soyunarak ayağına kurşun sıkıyor!

Sorunlu da olsa, AKP Hükümeti son tahlilde ABD’nin IŞİD stratejisine destek veriyor. Biden‘ın son ziyareti bir kez daha bu gerçeği gösterdi: Genel prensiplerde anlaşan Washington ile Ankara’nın “yolda ve zamanla” uyumu yakalayacağı düşünülüyor.

Nitekim en öne çıkan konulardan biri olan “önce IŞİD” mi, yoksa “IŞİD ve Esad birlikte mi hedef alınmalı” konusu Biden‘ın ziyareti sırasında belli ölçüde uyumlulaştırıldı.

İki görüş “sadece IŞİD değil, önce IŞİD”e revize edildi ve Esad’ın olmadığı bir siyasi dönüşümün hedeflenmesinde mutabık kalındı.

PEŞMERGE KORİDORU, KÜRT KORİDORUDUR

Öte tandan İncirlik konusu da aslında çok büyük bir ayrılık noktasını oluşturmuyor. Elbette önemli, hele siyasi açıdan… Ancak ABD, hava saldırısını bu boyutuyla sürdürecekse, İncirlik Pentagon için hayati bir ihtiyaç olmayacak.

Obama’nın IŞİD stratejisinin askeri ihtiyaçları açısından bakıldığında, İncirlik konusu, ÖSO ile peşmergeyi eğitip donatmanın yanında küçük kalıyor.

Ve ABD-Türkiye pazarlığı kamuoyuna İncirlik ve “güvenli bölge” temelli yansıtılırken, gerçekte “eğit-donat” konusu bağıtlanmış ve hayata geçirilmiş oluyor: İki haftadır bordo berelilerin Irak’ın kuzeyinde peşmergeyi eğitiyor olması gibi…

Gerçekte Kobani konusu da böyledir. Konu hep “Türk ordusu IŞİD’e karşı harekete geçecek mi, geçmeyecek mi” sorusuna sıkıştırıldı. Oysa bu sıkışmışlığın içinde Türkiye Kobani’ye peşmerge koridoru açtı, 450 PKK’linin Kandil’den Kobani’ye geçmesine gözünü yumdu ve Kobani’de yaralanan PYD üyelerinin Suruç’ta tedavi edilmesini sağladı.

Toparlarsak, niyetiniz ne olursa olsun, stratejiniz yanlış olduğundan, tüm bu taktik hamlelerinizin bütünü ABD’nin Büyük Kürdistan hedefine yaramaktadır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
23 Kasım 2014

Yorum bırakın

CHP’yi kim bölüyor? MİT mi, Kılıçdaroğlu mu?

Kemal Kılıçdaroğlu‘nun “MİT CHP’yi bölmek istiyor” iddiasına, en az Erdoğan‘ın “Kolomb Küba’da Cami gördü” açıklaması kadar şaşırdım!

Hatta bir ara acaba Kılıçdaroğlu enteresan bir taktikle “AKP ile MİT’i karşı karşıya mı getirmek istiyor” diye bile düşündüm. Zira AKP’nin emrindeki MİT, AKP’ye rağmen iş yapamazdı ve AKP de CHP’nin bu halinden oldukça memnundu.

Öyle ki AKP yetkilileri küçümsemek için sık sık “daha güçlü bir muhalefet istiyoruz” bile diyordu.

Haklılardı. Çünkü geride kalan 12 yılda CHP Erdoğan‘ı önce başbakan sonra da cumhurbaşkanı yapmıştı. CHP en kötü zamanında bile AKP’ye seçim zaferi kazandırmıştı.

AKP, F TİPİ’NİN İŞİNİ DEVRALIYOR

İşin kendinden mizahlı bu boyutunu bir kenara bırakarak, ana muhalfet liderinin çıkışını değerlendirelim.

Öncelikle Kılıçdaroğlu’nun iddiası doğruysa ortada büyük bir suç vardır ve hesabını sormak hepimizin sorumluluğudur. Çünkü MİT’in bir partiyi hedef alması ve karıştırması sadece CHP’lileri ilgilendirmeyecek kadar büyük bir suçtur!

Üstelik AKP’nin kimi uygulamaları, iddiayı haklı çıkartacak cinstendir. Hepsi bir yana, henüz Bakanlar Kurulu’nun imzasına açtıkları Kişisel Verilerin Korunması Tasarısı bile hükümetin niyetini ortaya koymaktadır. Zira hükümet tasarıyla MİT, Jandarme ve Polis üçlüsüne “kişisel veri işleme” yetkisi veriyor.

Tasarı yasalaşırsa her üç kurum da görüntü ve ses kayıtlarımızdan genetik bilgilerimize kadar pek çok şeyi veri dosyasına kaydedecek. Üstelik bir mahkeme kararına gerek olmadan ve “sizin verilerinizi topluyoruz” bile demeden. Yani AKP bu üç kurum aracılığyla hepimizi fişleyecek!

Anlamı açık: AKP, F Tipi yapının işini doğrudan kendi üstüne devralıyor!

CHP ULUSALCI DEĞİL Mİ?

Gelelim Kılıçdaroğlu‘nun “MİT CHP’yi karıştırıyor” iddiasının siyasi yanına.

Kılıçdaroğlu bu iddiayı ne zaman dillendiriyor? Partisindeki “ulusalcılar” Kılıçdaroğlu ve ekibinin uygulamalarına kazan kaldırınca ve istifa etmeye başlayınca!

Zaten Kılıçdaroğlu iddiasını ortaya koyarken de şu vurguyu özellikle yapıyor: “Başta kendisini ulusalcı olarak tanımlayan CHP’liler bu tuzağa düşmemeliler!”

Aslında bu cümle bile çok şey anlatıyor ve asıl soruna işaret ediyor: CHP ulusalcı değil mi? CHP’nin Genel Başkanı ulusalcı değil mi? CHP’de sadece bazı miletvekilleri mi ulusalcı? Ulusalcılık yani milliyetçilik, bu partinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk‘ün 6 Ok’undan biri değil mi?

Neyse, bunları bir kenara bırakıp, Kılıçdaroğlu‘nun iddiasının zamanlaması üzerinden gidelim: Ulusalcıların, Yeni-CHP’de ulusalcılık yapamadıklerı için partilerinden kopmaya başladığı süreçte böyle bir iddia ortaya atılması tek başına herşeyi anlatmıyor mu?

ULUSALCILIĞA SIRTINAN DÖNENLER BÖLÜNÜR

Hadi daha net söyleyelim: Ulusalcılar Yeni-CHP’den mi rahatsız? Sistem AKP’nin yedeği haline gelmiş Yeni-CHP’ye hemen çare üretiyor: “CHP’yi MİT karşıtırıyor.”

Oysa MİT’in CHP’yi bölmesine hiç gerek yok, zira Kemal Kılıçdaroğlu ve dört yıllık politikaları CHP’yi yeterince bölüyor:

Kılıçdaroğlu türbancılık yaparken, “laiklik tehlikede değil” derken, “cemaatlere saygılıyız” derken partisini bölüyor!

Kılıçdaroğlu Dersimcilik yaparken, Atatürk ile İnönü‘ye katliamcı suçlaması yapan AKP’ye “ben o zaman daha doğmamıştım” savunması yaparken, partisini bölüyor!

Kılıçdaroğlu 27 Mayıs karşıtlığı yaparken, Genelkurmay Başkanlığı’nın Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanmasını isterken, mili ordu yerine profesyonel ordu önerirken, partisini bölüyor!

Kılıçdaroğlu PKK-HDP’ye yeşil ışık yakarken, Cemaat’le kol kola girerken, partisini bölüyor!

Kılıçdaroğlu Erdoğan‘ın karşısına kazanamayacak aday çıkarırken, partisini bölüyor!

Uzatmayalım: Sonuçta Kılıçdaroğlu Atatürk’ün CHP’sini bölmekte MİT’e iş bırakmıyor!

Fakat Türkiye açısından asıl önemli olan gerçek şudur: Emperyalizmin milli devletleri hedef aldığı bir çağda ulusalcılığa sırtını dönenler, bölünür; kaçınılmazdır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
22 Kasım 2014

Yorum bırakın

ABD’nin çıkmazı

Obama‘nın açıkladığı IŞİD stratejisi gün geçtikçe daha çok ABD’li eski-yeni yetkilinin açık tepkisine uğruyor.

Örneğin ABD Savunma Bakanı Chuck Hagel son olarak “Esad’ın ABD Koalisyonu’ndan yararlandığını” söyledi. Hagel geçen günlerde de yine benzer şekilde “ABD’nin IŞİD’e hava saldırısının Esad’a yaradığını” belirtmişti.

Örneğin ABD’nin Suriye politikasının ilk mimarlarından olan Robert Ford da “hava saldırısının Esad‘a yaradığını” düşünenlerden. Ford “Esad’la savaşan IŞİD’i vurmayı” eleştiriyor! Ford’a göre IŞİD’in ve Nusra’nın zayıflaması Şam rejimine yarıyor.

ABD Silahlı Kuvvetleri içinde de “hava saldırısının yeterli olmadığını” düşünen çok sayıda general var ve hatta bazıları açık açık “kara harekatı şart” mesajları veriyorlar.

Özetle Obama‘nın IŞİD stratejisi yeterli görülmüyor.

ASKERİ HEDEF IŞİD, SİYASİ HEDEF ESAD

Obama‘nın “IŞİD stratejimiz yok” dedikten 10 gün sonra IŞİD stratejisi açıklaması, bu köşede daha önce önemle dikkat çektiğimiz gibi ABD iç çarpışmasının bir sonucu ve gerçekçiler ile müdahalecilerin uzlaşısının eseriydi.

Bu nedenle de bütünlüklü ve kesinleşmiş bir ABD stratejisi yok ve olan da taraflarca çekiştiriliyor.

Son Kongre seçimlerinde Cumhuriyetçi Parti’nin Temsilciler Meclisi ve Senato’da çoğunluğu ele geçirmesiyle, Obama biraz daha taviz vermeye başladı. Örneğin Irak’a 1500 asker daha göndererek sayıyı 3 bine çıkardı. Örneğin IŞİD’e karşı yeni bir hamle için Kongre’ye başvurdu. Örneğin Beyaz Saray’dan “askeri hedef IŞİD ama siyasi hedef de Esad” mesajları gelmeye başladı.

Hem tavizler hem de IŞİD stratejisine yönelik eksiklik eleştirileri ABD devlet aygıtı içinde kıran kırana bir mücadelenin sürdüğünü ve daha da süreceğini gösteriyor.

‘KÜRTLER YERİNE TÜRKİYE ÖNCELİK OLMALI’

Bu durum karşısında Beyaz Saray’a strateji öneren önemli isimler de var.

Örneğin CFR uzmanlarından Max Boot‘un dün Aydınlık‘ta yayımlanan önerisi önemli. Boot ABD postalının bögeye girmesi gerektiğini, 3 bin ABD askeri yerine 20-25 bin ABD askerinin bölgeye gönderilmesinin ihtiyaç olduğunu, eğit-donatın kapsamının genişletilmesi gerektiğini savunuyor.

Ama daha önemlisi Boot, AKP Hükümeti’nin de istediği uçuşa yasak bölgenin hayata geçirilmesini istiyor. Boot böylece hem ÖSO’ya güç kazandırılacağını hem de Türkiye’nin koalisyona katkısının artırılacağını belirtiyor. Ve Boot tüm bunların sonucunda Kürtlere otonomi verilmesini savunuyor.

Ama Beyaz Saray’a çok daha akıllıca bir öneriyi ABD’nin eski Türkiye Büyükelçisi Robert Pearson yaptı. Pearson kendisine göre 2003’den beri ama kimilerine göre de 1974 Kıbrıs krizinden beri en derin ABD-Türkiye krizinin yaşandığına dikkat çekerek şu öneriyi yapıyor: “ABD Kürtler yerine Türkiye’ye öncelik vermeli!

Pearson‘un bunun için ortaya koyduğu gerekçe de önemli: “PKK ve PYD Kobani’den kahraman gibi çıkarsa, çözüm sürecinde PKK’den istikrar bozucu ve kabul edilemez talepler gelebilir.”

Yani Pearson Açılım’ı garanti altına alabilmeyi ve Türkiye’yi kaybetmemeyi ABD’nin önceliği haline getirmesini savunuyor ki, ABD çıkmazı açısından oldukça önemli!

GÜÇ EROZYONUNUN SONUÇLARI

Tabi asıl mesele ABD’nin çıkmazda olmasıdır! ABD mevcut stratejiyi de uygulasa, stratejide kimi esnetmelere ve yeniliklere de gitse sonuç değişmeyecektir. Şundan:

1) ABD güç erozyonu içinde olduğundan oyun kuramamakta, sonuç alacak bir strateji geliştirememektedir; oyun bozararak zaman kazanmaya ve denge arayamaya çalışmaktadır.

2) ABD güç erozyonu içinde olduğundan taşeronları da merkezkaç eğilimi göstermektedir. Washington uydularını uyum içinde harekete geçirememektedir.

3) ABD’nin Ortadoğu’ya yaptığı şu son taktik hamleler, neticede stratejik savunmada yapılmış hamlelerdir.

Bunlar belirleyici nedenlerdir ve ABD’nin yeni hamlelerinin sonucuna işaret etmektedir!

Ama bu, ABD’nin herşeye rağmen Türkiye’nin başını bölgede büyük belalara sokabileceği gerçeğini değiştirmemektedir. Asıl uyanık olmamız gereken nokta da bu nedenle ABD-AKP pazarlıklarının bütünüdür!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
21 Kasım 2014

Yorum bırakın

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 221 takipçiye katılın