Archive for category Aydınlık Gazetesi Yazıları

HDP’yle koalisyona evet, Vatan’la ittifaka hayır!

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu 7 Haziran’dan sonra MHP ve HDP ile koalisyon kurabileceklerini ilan etti! (hurriyet.com.tr, 17 Nisan 2015)

Kılıçdaroğlu böylece “HDP barajı aşmalıdır” çizgisini daha da kalınlaştırmış oldu!

KILIÇDAROĞLU’NDAN HDP’YE OY İKRAMI

Bu sıradan bir açıklama değildir. Tek başına iktidar olamayan bir partinin hükümet kurma arayışı da değildir. Peki nedir?

CHP’li okurlarımız kızsınlar ama şu yazacaklarımın üzerinde mutlaka düşünsünler:

Kılıçdaroğlu‘nun bu açıklaması TBMM’yi AKP’ye teslim etme ve muhalefette kalma açıklamasıdır. Şundan:

1) HDP’yle ittifak ve HDP’yle koalisyon söylemi CHP’ye oy kaybettirir. Çünkü bu görüntü her şeyden önce ulusalcı seçmeni kızdırır.

Nitekim HDP’nin Açılım ortağı AKP bile bu gerçek nedeniyle her seçim öncesinde milliyetçilik maskesi takar ve PKK karşıtı açıklamalar yapar.

2) HDP’yle ittifak çizgisi, Kürt-Alevi oylara yönelmiş HDP’nin CHP tabanından oy kazanmasına yol açar. Hele bir de başta Kılıçdaroğlu olmak üzere üst düzey CHP yöneticileri “HDP’nin barajı geçmesini isteriz” demişken! Bu CHP Genel Merkezi’nin tabanından bir bölümü HDP’ye ikram etmesi demektir.

TEMEL NOKTA: MİLLİ DEVLET

Fakat daha önemlisi şudur: CHP’nin HDP ile ittifakı, kurucu partinin kurucu ilkelerden koptuğunu ve AKP’leştiğini resmeder!

Örneğin CHP de tıpkı AKP gibi artık “Avrupa yerel özerklik şartı” demekte ve PKK’nin istediği özerkliğe yeşil ışık yakmaktadır. Önce Dersimcilik, şimdi de soykırımcılık eğiliminin başlaması, bu kurucu ilkelerden kopmanın sonuçlarıdır. Hatta CHP heyetinin Ağrı-Diaydin’deki olay için “Asker gelmese PKK ve halk halay çekerdi, olay çıkmazdı” noktasına kadar savrulması bile bu kurucu ilkelerden kopmanın sonucudur.

Nedir o kurucu ilke? Üniter devlet, yani milli devlet!

Buradan verilecek tavizin yanında, tüm siyasal tavizler değersiz kalır! Vurgulamamız bundandır, CHP’li dostlarımızı üzmek pahasına bu noktaya dikkat çekmemiz bundandır. Türkiye’nin yurtseverlerini, ulusalcılarını, milliyetçilerini, Atatürkçülerini uyarmamız bundandır.

YENİ CHP YÖNETİMİNİN VATAN KORKUSU

Bunun “CHP’ye düşmanlık” gibi değerlendirilmesi, kuşkusuz Türkiye’ye özgü seçim süreci doğasının içindedir. Ancak kimi CHP’lilerin bu en temel noktalardaki eleştirilere yanıt vermek yerine, ekranlardan “CHP’ye karşı AKP-Vatan ittifakı var” gibi iftiralara sarılması, en hafifinden ayıptır!

Bu iftirayı atanlar kendilerine HDP ile ittifak yapabilmeyi yakıştırabilirler ama Vatan Partisi AKP ile yan yana olmayı kendisine yakıştırmaz!

Aslında o iftirayı atanlar da bunu bilmektedir. AKP’ye en iyi ve sonuç alıcı muhalefeti yapanın Vatan Partisi olduğunu bilirler. Daha düne kadar bu partinin Silivri duvarlarını nasıl yıktığından, AKP’nin “yeni Anayasa” girişimini nasıl durdurduğundan, soykırım yalanını nasıl mahkum ettiğinden övgüyle bahsedenlerin, bugün “CHP’ye karşı AKP-Vatan ittifakı var” türü iftiralara sarılması, aslında vatansever seçmenin Vatan’da birleşmeye başlaması korkusundandır!

Kurucu ilkelerden kopan CHP’nin vatansever seçmeninin Vatan Partisi’ne oy verme eğilimine girmesinden korkmakta ve çareyi iftirada aramaktadırlar!

Nitekim bu gerçek, ciddi anketlerde de ortaya çıkmaya başladı. Vatan Partisi’nin barajı zorlayan yüzde 8’lik potansiyele sahip olduğu gerçeği, bu telaşın, bu iftiraların nedenidir.

VATAN’LA İKTİDAR OLUNUR

Uzun laflar etmenin anlamı yok. Aydınlık‘ın CHP ile ilgili haberleri ortadadır ve tamamı bu partinin Kılıçdaroğlu döneminde kurucu ilkelerden kopması girişimlerine eleştiridir. Hatta doğru okuma yapmak isteyenler için, dostça uyarıdır.

İftiraya ve yalana dayalı propagandanın nasılsa hükmü yoktur, CHP’li seçmen bunu görecek siyasi olgunluktadır. O nedenle CHP’li seçmen asıl şu sorunun üzerine gitmelidir: Kılıçdaroğlu neden HDP’yle koalisyona evet ama Vatan’la seçim ittifakına hayır diyor? Kılıçdaroğlu neden Vatan’la iktidar olmak varken HDP’yle koalisyona razı oluyor?

Bu sorunun yanıtı, bütün sorunların anahtarıdır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Nisan 2015

Yorum bırakın

AKP’nin Açılım beyannamesi

Ahmet Davutoğlu‘nun önceki gün açıkladığı “Yeni Türkiye sözleşmesi” isimli seçim beyannamesinde “çözüm sürecinin” olmadığı iddia ediliyor.

İddiayı daha çok 7 Haziran’da HDP’ye baraj atlatma kampanyasında görev alan kesimler öne çıkarıyor. Örneğin Taraf, “AKP Beyannamesi ‘çözümsüz’ çıktı” başlığı atıyor, “çözüm süreci başlığı bile yok” diyor. Örneğin Bianet, çözüm sürecinden sadece beyannamenin “neler yaptık” bölümünde bir cümleyle bahsedildiğinden yakınıyor.

Hatta sosyal medyada “çözüm süreci” bölümünün yaşanan son gelişmelerden dolayı beyannameden çıkarıldığı ileri sürülüyor.

AÇILIM DİYARBAKIR’I MERKEZ YAPMAKTIR

Ancak sadece “çözüm” kelimesinin varlığına bakarak ortaya atılan bu iddia doğru değildir.

Gelin bu iddia üzerinden ve Açılım’ın ne olduğuna bakarak beyannameyi inceleyelim:

Açılım, Kürt kökenli yurttaşlarımıza çeşitli demokratik haklarının iadesi değildi. Açılım, Kürtçe konuşmak, yazmak, gazete çıkarmak, şarkı söylemek değildi. Açılım, Kürt kökenli yurttaşlarımızın Kürt olduğunu söyleyebilmeleri de değildir.

Bunlar zaten olması gerekenlerdi ve ne yazık ki Türk devleti önce Kürt kökenli yurttaşlarını bu haktan mahrum bırakarak, sonra da bu hakkı çok geç iade ederek büyük bir hata yapmıştı!

AKP ile PKK’nin önüne konulan Açılım ise ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin en önemli hedefidir: Diyarbakır merkezli Büyük Kürdistan kurmaktır! (Erdoğan‘ın daha 2004’ün başında “Diyarbakır’ı BOP’un merkezi yapacağız” demesi bundandı.)

AÇILIM PKK’YE ÖZERKLİKTİR

Tabi Büyük Kürdistan’ı bölgede, bölge ülkelerini parçalayarak inşa etmek öyle kolay değildi. ABD Irak’a saldırdığı 1990 yılından beri bunun yolunu döşemeye çalışıyordu. Irak’ın kuzeyinde bir parça kurmak, bunu Suriye’nin kuzeyinden Doğu Akdeniz’e açmak, Türkiye’ye doğru genişletmek gibi ara hedeflerle ilerlemeye çalışıyordu.

İşte Açılım, ABD’nin bu ana hedefe hazırlık aşamasıydı; Türkiye boyutuydu… Irak’ta iki işgalle Araplar ile Kürtler ayrıştırılmıştı, Suriye’de 4 yıldır Kürtler dış destekli büyük terör kalkışmalarıyla Araplardan koparılmaya çalışılıyor ve Türkiye’de de Türk ile Kürt Açılım’la farklı bir yol izlenerek ayrıştırılıyor. Açılım bu özelliği nedeniyle bir çözüm değil çözülmeydi.

Açılım’ın ABD açısından pratikteki tek anlamı, Kürtlere ileride Türkiye’den kopmayı sağlayabilecek bir statü verebilmekti. Bunun ne olduğu, Türkiye’deki milli kuvvetlerin direncine bağlıydı. Ergenekon-Balyoz tertipleriyle o direnç bir ölçüde kırılırken, Açılım da bu sürece paralel olarak “özerklik” hedefiyle ilerletildi.

Yani Açılım pratikte Kürtlere özerklik demekti, PKK’nin Türkiye’ni güneydoğusunu yönetmesi demekti.

AÇILIM YENİ ANAYASA VE BAŞKANLIKTIR

Peki bu nasıl mümkün olacak? Zira Türkiye üniter (tekil) bir devlettir ve başta bu özelliği nedeniyle parlamenter sistemle yönetilmektedir. Özerklik ise bir nevi federasyondur, üniterliğin kaldırılmasıdır.

O zaman parlamenter sistem yerine başkanlık sistemine geçilmeliydi! Zira başkanlık sistemi daha çok federatif özellikleri bulunan, eyaletlerin toplamından oluşan ülkelerde uygulanıyordu.

Peki bu nasıl sağlanacaktı? Yeni bir anayasa yaparak! Yeni anayasa ile devletin idari şekli ve ülkenin rejimi değişecekti; ülke “Yeni Türkiye” ile Türkiye Cumhuriyeti olmaktan çıkacak ve Türk-Kürt Federasyonu olacaktı!

TÜRKSÜZ ANAYASA, ÖZERK ÜLKE

Şimdi bu gerçekler ışığında AKP’nin adı “Yeni Türkiye sözleşmesi” olan seçim beyannamesine tekrar bakın: Orada hem etnik kimlik referansı olmayan yani Türksüz bir Yeni Anayasa hedefini göreceksiniz, hem de PKK’ye özerkliği sağlayacak Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın çekincelerinin kaldırılmasını ve mahalli idarelere yetki aktarımını…

Sonuç olarak “çözüm süreci” yani Açılım AKP’nin seçim beyannamesinde vardır ve üstelik bu kez taçlanmış olarak yer almaktadır. “Yeni Türkiye sözleşmesi” demeleri tam da bundandır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
17 Nisan 2015

Yorum bırakın

Genelkurmay kafa açtı

HDP ile AKP Hükümeti’nin Ağrı-Diyadin’deki çatışmayla ilgili birbirini suçlayan ve “kafaları karıştırmaya” yönelik açıklamaları kuşkusuz şaşırtmadı. Ancak Genelkurmay’ın konuyla ilgili toplam üç açıklaması, meseleyi belli oranda aydınlattı ve “siyasi hesaplar” noktasında kafaları açtı!

Açıklamalardan hareketle inceleyelim:

TSK’NİN PKK-HALK AYRIMI VURGUSU

Örneğin HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş, yaralı askerlerin halk tarafından kurtarıldığını söyledi. Daha sonra Demirtaş‘ın açıklamasını kısmen destekleyen bazı görüntüler yayınlandı.

Kuşkusuz bu normaldi ve fidan dikme etkinliği nedeniyle orada bulunan halk elbette PKK’li değildi!

Fakat Başbakan Ahmet Davutoğlu, Demirtaş‘ın yalan söylediğini belirtti.

Genelkurmay Başkanlığı’nın ikinci açıklaması ise şöyleydi: “… bölgeye gelen vatandaşlarımızın, yaralı personelimize yardımı takdire şayan bulunmuş, vatandaşlarımızın Türk askerine olan bağlılığının ve sevgisinin ne denli büyük olduğunu göstermiş, milletimizin birlik ve beraberliğinin güzel bir örneğini teşkil etmiştir.”
Bu açıklama haliyle kamuoyunda “Davutoğlu’nun yalanlanması ve Demirtaş’ın doğrulanması” olarak yorumlandı. Ancak asıl önemlisi TSK’nin çok doğru olarak PKK-Halk ayrımı yapmasıydı!

Hatta ilerleyen saatlerde Genelkurmay Basın ve Halkla İlişkiler Dairesi Başkanı Tuğg. Ertuğrul Özkürkçü çıktı ve Genelkurmay’ın üçüncü açıklaması olarak “Ağrı’da yaralı personelimize askerlerimizin yanında yer alarak yardım eden vatandaşlarımızın ‘canlı kalkan’ olarak tanımlanmasını TSK olarak kabul etmiyoruz” dedi!

OPERASYON MU GÜVENLİK TEDBİRİ Mİ?

İkinci önemli nokta fidan dikme etkinliğine askerin ne için gittiğiydi. HDP AKP’nin TSK’yi provokasyon için operasyona gönderdiğini savundu. Konunun hükümetten önce Erdoğan ile Efkan Ala‘nın gündeminde olması, bu propagandaya dayanak oluşturuyordu!

Konu operasyon mu, güvenlik tedbiri mi bağlamında tartışıldı durdu. Genelkurmay’ın şu ilk açıklaması operasyon şeklinde yorumlandı: “Terör örgütünün propagandasının yapılacağı, vatandaşlarımızın seçimde destekledikleri adaylara oy vermeleri konusunda baskı uygulanacağı yönünde bilginin alınması üzerine…”

Fakat dün açıklama yapan  Genelkurmay Basın ve Halkla İlişkiler Dairesi Başkanı Tuğg. Ertuğrul Özkürkçü, “operasyon yok, güvenlik tedbiri var” vurgusu yaptı!

Peki operasyon olması anormal mi? Dün de dikkat çekmiştik: Açılım zihinleri bulandırdı, iklim başkalaştı… PKK’nin fidan dikme etkinliğinde ne aradığı pek sorgulanmamakta, dahası askerin silahlı gruplara operasyon yapmasının normal ve görevi olduğu artık unutulmaktaydı!

GENELKURMAY: TSK’YLE İLGİSİ YOK!

Konunun üçüncü boyutu ise operasyonun ya da güvenlik tedbirinin sorumlusunun kim olduğuydu.

Genelkurmay’ın ilk açıklamasında da “Ağrı Valiliğinin talimatı”na dikkat çekilmişti. Mevcut yasaya göre Vali talimatı gerekiyordu, AKP Hükümeti askerin törerle mücadelesini engellemek için çoktandır operasyonları Vali iznine bağlamıştı!

Demirtaş ilk gün “Genelkurmay AKP’ye çalışmaktan vazgeçse iyi olur” demişti. Çeşitli çevrelerden TSK’ye “AKP’nin ordusu” suçlaması yapılmıştı. Davutoğlu ise Demirtaş‘a şu yanıtı vermişti: “Siyasi irade ne emrediyorsa, TSK o emre itaat eder!”

Peki Genelkurmay’ın konuyla ilgili yaptığı üçüncü açıklamada ne vardı? Burası ilginç.  Genelkurmay Basın ve Halkla İlişkiler Dairesi Başkanı Tuğg. Ertuğrul Özkürkçü iki çok çarpıcı vurgu yaptı. İlki şuydu: “Hizmet ettiğimiz vatandaşlarımıın hangi partiyi destekledikleri ya da hangi partiye üye oldukları TSK olarak icra ettiğimiz görevlerin mahiyetini etkilememektedir ve etkilemeycektir.”

Böylece Genelkurmay “AKP’nin ordusu” suçlamalarına yanıt vermiş oldu. Fakat ikinci vurgu daha da çarpıcıydı. Tuğg. Özkürkçü şöyle diyordu: “Güvenlik nedeniyle alınan bu önleyici tedbirin TSK ile ilgisi bulunmamaktadır.”

Böylece Genelkurmay Ağrı-Diyadin’de sorumlunun Vali ve AKP Hükümeti olduğunu söylemiş oluyordu!

Kuşkusuz bu vurgu, 7 Haziran süreci açısından çok önemlidir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
14 Nisan 2015

Yorum bırakın

Asıl sorun, adayları Öcalan’ın belirleyebilmesidir

Ağrı-Diyadin’de PKK’nin askerlere açtığı ateşle başlayan ve 5 PKK’linin ölümü, 4 askerin de yaralanmasıyla sonuçlanan çatışmanın ismi ne? Terörist saldırı mı? Provokasyon mu? PKK içinden “çözüm” sürecine yönelik baltalama mı? Açılım’a karşı hamle mi? AKP’nin 7 Haziran için istediği türden bir gerilim mi?

Olay AKP penceresinden farklı, HDP penceresinden farklı isimlendirilmekle kalmıyor, iki tarafın açıkça birbirini suçlamasıyla yürüyor: AKP sözcüleri “PKK, HDP yüzde 10 barajını geçebilsin diye silaha sarıldı” diyor, HDP sözcüleri ise “AKP düşen oylarını durdurabilmek için çatışma ortamı yaratıyor” diyor.

Peki hangisi doğru?

AKP-HDP DÜŞMANLIKTAN NEMALANIYOR

Asıl mesele, konunun tam da bu ikileme sıkışmış olmasıdır. Açılım ortaklarının ikisi de 7 Haziran sürecinde birbirine düşmanlıktan nemalanmaktadır!

AKP milliyetçi görüntü vererek, HDP de AKP’nin karşısında demokrasi cephesi görüntüsü vererek 7 Haziran’a girmeye çalışıyor. İki taraf da birbirini en keskin şekilde suçlayarak, seçmen havuzlarını kemikleştirmeye çalışıyor ve daha önemlisi Türk-Kürt ayrımıyla bölücülük yapıyor.

İki taraf da 6 yıllık ortaklığının üzerini örterek birbirlerinin “asıl” rakibi olduğunun propagandasını yapıyor. Böylece AKP seçmene HDP’nin karşısında Vatan Partisi, MHP ya da CHP’nin değil asıl kendisinin olduğunu yutturmaya çalışıyor, HDP de halka AKP’nin karşısındaki demokrasi barikatının Vatan Partisi ya da CHP değil, kendisinin olduğunu propaganda etmiş oluyor!

AÇILIM’IN YARATTIĞI İKLİM

Gelelim Ağrı-Diyadin’deki olaya…

Olay elbette öncelike bir terör saldırısıdır. Sadece hakim tepelerden ilk atışı PKK yaptığı için değil, egemenlik anlayışı açısından ikinci bir silahlı güce izin verilmeyeceği gerçeği nedeniyle…

AKP’nin Açılım politikaları bu noktada ciddi zihin iklimi değişikliğine yol açtı. PKK’lilerin ülkenin belli bir bölümünde elinde silahla yol kesmesi, asayiş birimi gibi dolaşması, mahkemeler kurması neredeyse normalleşti!

PKK liderlerine “bölgede istemediğiniz kişilerin listesini verin, görevden alalım” dendiği, Valiler üzerinden askere terörle mücadeleden el çektirildiği bir süreçten sonra TSK’nin eli silahlı PKK’lilere operasyon yapması, çoğu kişiyi artık şaşırtıyor. “TSK durduk yere neden saldırdı” diyenler bile var!

Silahlı PKK’lilerin normal sayıldığı ama askerin görevini yapmasının şaşırtıcı sayıldığı bu iklimin sorumlusu öncelikle Erdoğan’dır!

AKP’NİN ÖCALAN’A VERDİĞİ YETKİ

Fakat burada zamanlama açısından asıl önemli olan nokta, olayın seçimlerle doğrudan ilgili olmasıdır.

Ne diyor konuyla ilgili açıklamasında Genelkurmay? “Bahar Şenliği olarak isimlendirilen etkinlikte bölücü terör propagandasının yapılacağı, vatandaşlarımıza seçimde destekledikleri adaylara oy vermeleri konusunda baskı uygulanacağı yönünde bilginin alınması üzerine, kamu düzeninin bölgede sağlanması için…”

Konuyu Genelkurmay düzleminden daha da yukarı çıkararak devlet düzlemi içinde tartışalım: Devlet açısından PKK’nin “şu adaylara oy verilecek” şeklindeki seçim baskısı elbette kabul edilemez ama asıl mesele o oy verilecek adayların nasıl belirlendiğidir. HDP son İmralı ziyaretinde Öcalan’ın onayıyla adaylarını belirledi. Öcalan’a bu yetkiyi veren ise doğrudan AKP Hükümeti’ydi!

Bu durumda sormalıyız: PKK’nin “şu adaylara oy verilecek” diyerek baskı yapması mı daha büyük tehlikedir yoksa İmralı’nın aday belirlemesine AKP Hükümeti’nin izin vermesi mi?

Ağrı-Diyadin’deki terörü asıl bu kapsamda ele alırsak, Türkiye açısından yararlı bir sonuca ulaşmış oluruz. Aksi taktirde Açılım’da ortak ama seçimde rakip görüntülü AKP ile HDP’nin kıskacına girmiş oluruz!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
13 Nisan 205

Yorum bırakın

İmralı anlaşması: Al özerkliği ver başkanlığı

7 Haziran’ın önemli kampanyalarından biri, “HDP’ye baraj atlatma” kampanyasıdır. Bu kampanyanın sahipleri şu temel propagandaya sarılmaktadır: “AKP’nin panzehri HDP’dir, AKP’nin oy kaybetmesi HDP’nin TBMM’ye girmesine bağladır.

Oysa daha önce de bu köşede birkaç kez incelediğimiz gibi AKP ile HDP birbirine rakip değil, ortaktırlar; aynı hedefin bütünleyen parçalarıdırlar. Erdoğan‘ın “Kürt sorunu yok” söylemi ile Demirtaş‘ın “Erdoğan’ı başkan yaptırmayacağız” söylemi gerçeğe değil, Erdoğan‘ın milliyetçi oy ihtiyacına ve Demirtaş‘ın toplumdaki Erdoğan karşıtlığından beslenme hedefine işaret etmektedir.

Kürt Açılımı neticede AKP için yeni anayasa ve başkanlık sistemidir, PKK için de özerklik. AKP’nin özerkliğe, PKK’nin de Erdoğan‘ın başkanlığına karşı olması gibi bir durum söz konusu değildir.

Nitekim değerli meslektaşım Ceyhun Bozkurt‘un kitaplaştırdığı “İmralı Tutanakları” bu gerçeği ortaya koymaktadır.

ÖCALAN: BAŞKANLIĞI DESTEKLERİZ

Bakınız Öcalan HDP heyetiyle yaptığı bir görüşmede neler söylüyor: “Başkanlık sistemi düşünülebilir. Biz Tayyip Bey’in başkanlığını destekleriz. Biz AKP ile bu temelde bir başkanlık ittifakına girebiliriz. Yalnız Başkanlık ABD’deki gibi olmalı, devlet meclisi gibi bir senato. İkincisi, bir de halklar meclisi. Bunun adı Demokratik Meclis de olabilir. Bu da ABD’deki gibi temsilciler meclisi olabilir, Rusya’daki alt Duma gibi olabilir. İngiltere’deki Avam Kamarası’nın Türkiye versiyonu gibi. Esas olarak HDK’yi parlamentoya uyarlamak gibi düşünebiliriz.” (s:237)

Peki Öcalan “başkanlık ittifakına gidebiliriz” açıklamasını neye göre yapıyor? Bu sadece bir niyet mi? Elbette hayır! Erdoğan adına kendisiyle görüşen MİT Müsteşarı Hakan Fidan‘la yaptığı anlaşmaya göre!

Dolayısıyla Selahattin Demirtaş‘ın “Erdoğan’ı başkan yaptırmayacağız” sözleri, gerçekte seçim sürecini olumsuz etkilemesin diye AKP-PKK ortaklığına örtülmüş bir perdeden ibarettir.

MİT DESTEKLİ ÖZERKLİK

Peki Erdoğan‘a başkanlığı veren Öcalan karşılığında ne alıyor?

Yine İmralı Tutanakları’ndan, 3 Nisan 2013 tarihli görüşmeden aktaralım: “Zaten önümüzdeki günlerde Suriye’deki duruma dair Heyet’le (Fidan) konuşacağız, bazı kararlar alacağız herhalde. Yeni oluşacak Suriye’de bizimkiler başat rol oynayacaklar. Orada özerk bölgeler olur; Kürtler, Aleviler hatta Araplar için de özerk bölgeler olacak gibi. İsviçre gibi özerk bölgeler.” (s: 91)

Öcalan‘ın bahsettiği kararlar alınmış olmalı ki, 17 Ağustos 2013 tarihli görüşmede şunları söylüyor: “Dün Heyet’le tartıştım. Herhalde hayata geçer, MGK’de de tartışacaklar. Müslim geldi, bunu stratejik önemde görüyorlar, ben de önemli görüyorum. (…) Orada Konseyin denetimi, geçici yönetim olur, kanton gibi, sonra da seçimler yapılır. Kobani, Afrin, El Cezir gibi bölgeler olur. KCK’nin buraya müdahilliğiyle ilgili şöyle bir şey düşündük. Burada doğrudan bizden bir arkadaşın üslenmesi olabilir. Kamışlo, Efrin vb. de askeri değil siyasi üslenmeleri olur. (…) Biz Suriye için ortak proje açısından Heyet’le çalışıyoruz.” (s: 92-93)

Evet Öcalan Heyet’le, yani MİT’le çalışmış ve Suriye için ortak bir proje geliştirmişlerdir! Nitekim AKP Hükümeti ve MİT, Türkiye’ye çağrılan PYD lideri Salih Müslim‘e “Esad’a karşı ÖSO’yla hareket et, özerkliğe karşı çıkmayız” mesajı vermiştir!

ABD İÇİN TAŞERONLUK ANLAŞMASI

Yani İmralı’da Erdoğan ile Öcalan anlaşmıştır. Daha doğrusu ABD’nin Açılım için önlerine koyduğu 18 maddeyi birlikte yürütmekte mutabık kalmışlardır.

Bu 18 maddenin esası da başkanlık ve özerkliktir. Zaten ikisi birbirine bağlıdır. Ancak yeni anayasa ile başkanlık sistemine geçilirse, yani parlamenter sistemin ve üniter devletin yerine başkanlık ile federatif sistem konulabilirse, özerklik inşa edilebilecektir.

Sonuç olarak HDP’nin AKP’ye panzehir olduğu koca bir yalandır!

Ceyhun Bozkurt‘un Destek Yayınları‘ndan çıkan İmralı Tutanakları kitabı, ikilinin sadece “başkanlık ve özerklik” ittifakı değil, bölgeyi de içeren ABD için önemli bir taşeronluk anlaşması yaptığını ortaya koymaktadır.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
12 Nisan 2015

Yorum bırakın

AKP 276’dan küçüktür

Doğru, dünya 5’ten büyüktür ama Türkiye de 1’den büyüktür!

Sokaklar, kulisler ve anketler gün geçtikçe ortaya koymaktadır: Erdoğan “tek adam”ve “başkan” olamayacaktır, Türkiye tek adamdan büyüktür!

Çünkü AKP 276’dan küçüktür!

AÇILIMCILIK SEÇİMLERDE DEZAVANTAJ

400 diye hedef koyan ama 335’e düşen ve 276’ya duacı görünen Erdoğan‘ın seçim taktikleri, AKP’nin 276’dan küçük olduğunu net olarak ortaya koymaktadır. İnceleyelim:

1) 2005 yılında Diyarbakır’da “Kürt sorunu benim sorunumdur” diye yola çıkan, ABD’nin çizdiği rotada 2009 yılında Kürt Açılımı başlatan, bunu 2013’te Öcalan Açılımı’na dönüştüren Erdoğan ansınız “Kürt sorunu yoktur” demeye başladı.

Neden? Çünkü seçimler yaklaşıyor ve Açılımcılık AKP’nin her zaman zayıf karnını oluşturuyordu. Bunu bilen Erdoğan da her seçim öncesinde olduğu gibi yine milliyetçi görüntü vermeye başlıyordu.

2) Örneğin 2011’de miting meydanlarından Devlet Bahçeli‘ye “yerinde olsam Öcalan’ı asardım” diye seslenen Erdoğan, bu kez seçmeni kolay kandıramayacağını gördü ve dozu artırdı. Örneğin “Dolmabahçe’deki poz yanlıştı” dedi.

Dikkat edin “poz yanlıştı” dedi, yoksa AKP-HDP’nin açıkladığı 10 maddeye bir itirazı yoktu. Zaten o 10 madde ABD’nin en başında önlerine koyduğu ve kendisinin de kabul ettiği 18 maddeden kalanlardı.

KIZIL ELMA MASKESİ

3) Erdoğan üçüncü olarak hedef küçülttü. 400 vekil yerine 335 demeye başladı. Zira 400 hayali, yandaşçılığa bile bol geliyordu. Bu denli gerçekçi olmayan bir hedef AKP’yi motive etmiyor, tersine atıl hale getiriyordu.

Hatta AKP içinde şu bakışı ortaya çıkarıyordu: “Kendisinin alamadığı sandalye sayısını Davutoğlu’nun önüne hedef koyarak haksızlık yapıyor!

Erdoğan bu nedenle AKP’nin önüne 335 hedefi koydu.

4) Ancak AKP içi çarpışma, ekiplerin ortaya çıkması, anketlerdeki iç açıcı olmayan rakamlar, 7 Nisan listesinin yarattığı sıkıntılar varken, hedef küçültmek bile tabanı motive etmeyecekti.

Erdoğan bu kez 81 ilde yapmayı hedeflediği “teşekkür” mitinglerini iptal etmeye yöneldi. Zira tabandan aldığı izlenim, bu mitinglerin güçlü olmayacağı, bunun da AKP’yi 7 Haziran’da olumsuz etkileyeceği şeklindeydi.

5) Erdoğan‘ın son hamlesi ise “Kızıl Elma”cılığa soyunmak oldu!

“Yeni Türkiye Stratejik Arştırma Merkezi”nin açılış törenine katılan ErdoğanYeni Türkiye mücadelesi bizim ‘Kızıl Elma’mız” dedi!

Böylece Erdoğan “milliyetçilik ayaklarımın altında” pozisyonundan, milliyetçiliğin zirvesi olan “Kızıl Elma”cılığa kaydı! Böylece “ulusalcılığı iç tehdit” kapsamında gören anlayışını, seçim için maskeledi!

ERDOĞAN’IN VATAN KAYGISI

Erdoğan‘ın bu hamlesi ya da düşüşü durdurma taktiği, toplamda ulusalcı, milliyetçi, vatansever oyları hedef alıyor. Üstelik iki yönlü:

1) Erdoğan milliyetçi söyleme sarılarak kendi oy havuzundan oy kaybetmeyi durdurmaya çalışıyor. Peki o oylar nereye akıyor da Erdoğan bir önlem almaya çalışıyor? MHP ve Vatan Partisi’ne!

2) Erdoğan’ın AKP tabanından MHP ve Vatan Partisi’ne oy akışını durdurmak ana hedefli bu söylemi, aynı zamanda MHP’den Vatan Partisi’ne oy akışını kesmeyi de dolaylı olarak içeriyor.

Sonuç olarak Vatan Partisi’nin TBMM’ye girme olasılığının her geçen gün artması, en çok Erdoğan’ı korkutuyor!

Haksız mı? Zindanlara atarak baş edemediği bu güç, TBMM içinde neler neler yapacaktır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
11 Nisan 2015

Yorum bırakın

400 hayal, 335’e duacı, 276’ya razı

Parlamenter sistemi bekleme odasına alan, Anayasayı rafa kaldıran ve tarafsız cumhurbaşkanlığını bir kenara bırakarak ekranlardan ve miting kürsülerinden AKP’ye 400 milletvekili isteyen Erdoğan, hedefi küçültmek zorunda kaldı: “335 milletvekili de yeter.”

335’i telaffuz etmek zorunda kalan Erdoğan‘ın asıl dediği ise şudur: “276’ya bile razıyım.”

ERDOĞAN DÜŞÜŞE ÇARE ARIYOR

Haftalardır tam da bunu anlatıyorduk. Erdoğan‘ın önüne gelen gerçek anketler büyük düşüşü gösteriyordu. Erdoğan bu nedenle Davutoğlu‘nun politikalarına fren yaptı ve öncelikle “Kürt sorunu yoktur”, “Dolmabahçe görüntüsü yanlıştır” diyerek milliyetçi oylara yöneldi.

Zira Açılımcılığın seçim öncesinde AKP’ye büyük oy kaybettirdiğini en iyi Erdoğan biliyordu ve örneğin o nedenle 2011 seçimlerinde bir yandan Öcalan‘la müzakere yürütürken, diğer yandan da seçim meydanlarında MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli‘ye sesleniyordu: “Yerinde olsaydım Öcalan’ı asardım!”

Ancak bir kaç haftadır yürütülen bu “milliyetçi” görüntü de AKP’deki düşüşü durduramadı. Kontrollü kaos olarak nitelendirdiğimiz kimi Gladyo eylemleri tam da bu esnada ortaya çıktı ve istikrar ile güvenliğe oy isteyecek AKP’ye ilaç oldu!

Ancak gelişmeler bunun da düşüşü frenlemeyeceğini ortaya koyuyor.

UZLAŞMA LİSTESİ

7 Nisan’da açıklanan AKP milletvekili adayları listesi de bu düşüşü görerek varılmış bir uzlaşının işaretini veriyor. Tamam listede Erdoğan‘ın imzası var; çünkü damadı, danışmanları, danışmanlarının akrabaları, özel şoförü, avukatı, metin yazarı ve hatta türkücüsü bile listede yer alıyor.

Ancak listeye giremeyen ve girenlerin pozisyonlarına bakarak, Davutoğlu‘nun da en az Erdoğan kadar listede etkili olduğunu söyleyebiliriz.

Zira haftalardır süren ve bu köşeden de incelemeye çalıştığımız AKP iç çarpışması, her iki tarafı da zayıflatacağı için dondurucuya alındı ve taraflar 7 Haziran için uzlaştı. Çünkü yenişememişlerdi:

Örneğin Merkez Bankası ve faiz tartışması üzerinden yürüyen çarpışmayı Davutoğlu kazanmıştı. Erdoğan en sonunda “tatlıya bağladık” demek zorunda kalmıştı.

Fakat yolsuzluk konusunu AKP’nin bağajından atmak isteyen Davutoğlu, o mevzideki çarpışmayı kazanamamıştı. Erdoğan hem Davutoğlu‘nun şeffaflık yasasını rafa kaldırtmıştı hem de bakanlarının Yüce Divan’a gönderilmesini engellemişti. Fakat yeniden adaylıklarını sağlayamamıştı.

Diğer yandan Hakan Fidan meselesi de taraflar açısından tam bir kazanca dönüşmedi. Tamam, Erdoğan‘ın dediği oldu ve Fidan AKP’den aday olamayıp MİT Müsteşarlığı’na dönmek zorunda kaldı ama hem Davutoğlu hem de Fidan ağır hasar almış oldu.

Ayrıca Başkanlık tartışması da taraflardan birinin kesin ağırlık koyabilmesiyle sonuçlanmış olmadı. Basın önünde açıkça Davutoğlu‘nun bu konuyu gündeme almamasına dokunduran Erdoğan, konuyu seçim beyannamesine dahil edebildi ama kulislere yansıdığına göre vurgulanarak değil, ancak yüzeysel olarak.

VATAN’LI TBMM ERDOĞAN’I BİTİRİR

İşte bu tablo, tarafları 7 Haziran için uzlaşmaya mecbur etti. Fakat 7 Haziran’dan sonra iç çarpışmanın artarak büyüyeceğini göreceğiz.

Çünkü Erdoğan başkanlığın hayal olduğunu görüyor ve barajı, geçen gün de belirttiğimiz gibi, “partili cumhurbaşkanı” olabilmeye kuruyor. Erdoğan‘ın referandum sağlayan 335’e duacı olması, işte bundandır.

Fakat 7 Haziran büyük sürprizlere gebe. Örneğin Vatan Partisi’nin TBMM’ye girmesi Erdoğan için büyük yenilgi yaratacak. Zira bu gerçekleştiğinde, AKP 276’ya bile ulaşamayacak!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
10 Nisan 2015

Yorum bırakın

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 238 takipçiye katılın